Sessiz Tanıklar

Adli botanik, soruşturmalara iki türlü ışık tutabilmekte. Birincisi suçun işlendiği yer, ikincisi suçun işlendiği ya da üzerinden geçen zaman. Adli botanik çalışmalarıyla, olay yerinde bulunan bitki veya bitki parçaları tespit edilip onların ekolojik özelliklerinden yola çıkarak, elde edilen delillerin nereye ait olduğu ya da nereden getirildiği tespit edilebilir. Diğer durumda ise, bulunan bitkinin kök, gövde, yaprak, tohum gibi parçalarının anatomik, fizyolojik özellikleri incelenir ve geçirilişmiş olan evrelerden yola çıkarak olay üzerinden ne kadar süre geçtiği belirlenebilir.

1944’te ilk kez kullanılan Palinoloji terimi, bitkilerin erkek üreme yapılarından polenleri inceleyen botanik biliminin alt dallarındandır. Çoğunlukla rüzgarla ve böceklerle taşınan bu polenler uzun süre havada kalır, çeşitli nedenlerle yere iner. Biz farkında olmadan onlarca polen hücresini her gün üzerimizde taşırız ancak çok küçük yapılarından dolayı onları kolay kolay gözleyemeyiz. Yapılan polinolojik incelemeler, suçlu ya da kurbanın üzerindeki polenlerin hangi bölgede, hangi zamanda etkin olduğu gibi çeşitli sorulara cevap verebilir. Rüzgarla tozlaşan (çam, kavak, söğüt gibi) bitkilerin polenlerinin çok küçük olması (0.05 mm) ve çok uzaklara taşınması, her zaman işe yarayamaya bilir. Polinolojik veriler, zaman ve yer göstergesi olmasının yanında eşleştirme durumlarında da kullanılmakta. Örneğin, işlenen cinayette suçlunun, suç aletinin ve kurbanın üzerinde aynı bitkilere ait polenlerin bulunması, şüphelinin giysileri, derisi üzerinden alınan örneklerle karşılaştırılması, şüphelinin suçlu ya da suçsuz oluşunun tespitinde yardımcı rol oynayabilir. Gömülü olarak bulunan cesetlerin incelenmesinde, üzerinde bulunan kök parçaları ya da cesedin gömülü olduğu alandan alınan kök örnekleri büyük önem taşır. Ağaçları toprak altındaki kısmı, en az toprak üstündeki kısım kadar geniştir. Kökler çukur kazılırken zarar görür, ancak çoğunlukla büyümeye devam eder. Hasarlı dokudan sonra oluşan büyüme halkaları, bize çukurun ne zaman açıldığını gösterebilir.


2007 yılında, polenlerin adli olaylarda güvenilir bir delil olup olmayacağını öğrenmek için bir araştırma yapılmıştır. 5 farklı lokasyondan farklı mevsimlerde topraktan ve deneysel olarak aynı lokasyonlarda bulunan kişilerin giysi ve ayakkabılarından polen örnekleri alınmış, elektron mikroskobu (SEM) ile bu polen izolasyonlarının karşılaştırmaları ve tespiti yapılmıştır. Araştırma sonucunda ayakkabı ve giysilerden izole edilen polenlerle, lokasyondaki polenler uyuşmuştur. Bu araştırmanın sonucu polenlerin adli vakalarda delil olarak kabul edilebileceğini bilimsel olarak göstermiştir.

Boğulmanın teşhisi zordur. Çeşitli yollarla öldürülen cesedin deniz veya göllere atılmasıyla çürümeye başlamış cesetler, fizyolojik göstergelerini kaybetmeye başlar. Eğer bir kişi tatlı su içinde boğulmuşsa su içindeki diyatom türleri sadece ciğerlere değil, diğer iç organlara da yayılır. Böylelikle diyatomlar tatlı suda boğulmaya ilişkin güvenilir bir kanıt olur.

Hayvansal besinlerin aksine, meyve ve sebzeler lifli yapılarından dolayı sindirim sisteminde daha uzun kalırlar. Bitkilere özgü hücre yapılar ve tipleri, kurbanların son yemekte neler yediğini göstererek olay hakkında ipuçları verebilir. Kurban ölmeden önce yemek yediyse, aldığı besinler öldükten sonra midesinde parçalanmamış halde bulunabilir. Süre uzarsa besinler bağırsağa doğru yola çıkmış olabilir. Besinlerin sindirilme hızı, bulundukları bölge, ölümün üstünden ne kadar zaman gerçekleştiği hakkında bilgi verebilir.


-Bitkiler cinayetleri itiraf eder mi?


“1966 yılında, Amerika’nın tanınmış yalan makinesi uzmanı Cleve Backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtının kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece daha geçirdi.

Sonra sırf eğlence olsun diye, yalan makinesinin elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bitkisinin üzerine yerleştirdi. Yalan makinesi çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre, belki bitki de su dökünce seviniyordur diye alaylı alaylı güldü.

Bitkiyi suladığında galvanometre zikzaklar çizerek aşağı doğru indi. Oysa yukarı doğru bir hareket bekliyordu Backster. Yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi görmedi.

Sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde her şey değişti. Bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. İnanamadı Backster. “Nasıl yani?” dedi kendi kendine, “Bitki düşüncelerimi mi okudu?”.

İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. Deneyler deneyleri kovaladı. Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de çıktı ortaya. Kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, eline iğne battığında duyulan acıyı da hissediyordu bitkiler.

Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyordu. Hatta korkudan baygınlık bile geçiriyordu.

Bir gün şehir dışından gelen bir botanikçi bayan içeri girdiğinde bütün bitkiler sessizleşti. Hiç birinden tepki gelmiyordu. Sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. Ta ki o bayan havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar.

Bayan botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öğrendiği zaman anladı Backster, bayanı görünce bitkilerin korkudan bayıldıklarını.

Bir deney tasarladı. 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. Görevlerden biri gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalamaktı.

Ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı galvanometrelerin ibrelerinin tavan yapmasını böyle adlandırıyor Backster.

Bu deneyden anlaşıldı ki bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. Ve Amerika’da bazı adlî vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlandı. Bitkiler asla yanlış sonuç vermiyordu çünkü yalan nedir bilmiyorlardı.

Bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca dünyanın dört bir yanından bilimadamları konu üzerinde çalışmalara başladılar. Sonuçlar akıl almaz.

Koparılmış bir yaprak, kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda normal yapraktan aylarca daha uzun süre canlı kalabiliyor. 120 km mesafedeki bir acıyı, sevinci hissedebiliyor.

İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor. Aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkilerle de paylaşıyor.”


(Peter Tompkins/Bitkilerin Gizli Yaşamı, kitabından alınmıştır. Ama unutmamak gereken bir şey var, İsrailli Botanikçi Daniel Chatmovitz, Bitkilerin bildikleri adlı kitabında, "Bitkilerin Gizli Yaşamı" adlı kitabın abartılı olduğunu yazmıştır.)




Dünya üzerinde böcekler milyonlarca yıldır, insanlar ise binlerce yıldır varlar. Üstelik böcekler canlıların çok büyük bir kısmını oluşturuyor ve henüz hepsini tanımadığımızı düşünüyoruz. Pek çok yıldır göz, burun, ve diğer deliklerde ve ceset üzerinde yaraların olduğu yerlerde bulunan kurtçuklar ölünün tiksindirici öğesi olarak düşünüldü ve cesetler genellikle yıkandıktan sonra otopsi masasına konuldu. Zamanla bu alanda çalışan bilim insanları böceklerin gizemli ve büyüleyici olduğunu düşünmeye başladılar.

Cesedin etrafından böceklerin toplanması, ayrımı, muayenesi, tanımlanması adli entomolojinin işidir. Bölgesel böcekler ve böceklerin gelişim evrelerini göz önüne alarak adli kararlar verilebilir. Böceğin evresinden cesedin kaç gün önceye ait olduğu tahmin edilebilmektedir. Tıbbi entomoloji insanda erişkin ya da genç evrelerinde parazitlenen, insana hastalık etkenleri bulaştıran, alerji veya zehirlenme yapabilen böceklerin yaptığı hastalıkları önleme ve tedavisiyle uğraşır. Tarımsal entomologlar polinatör ve biyolojik mücadelede kullanılan böcekler üzerine çalışır, bitki zararlının tespiti ve mücadelesini yürütürler.


Nekrofaj böcekler ölümden çok kısa bir zaman sonra taze evrede cesede gelirler. Diptera grubu ve Calliphoridae familyasına ait türler ölümden çok kısa süre sonra koku kaynağına gelir ve yumurtlar. Yumurtadan çıkan larva gelişimi boyunca iki kere kütikül değiştirir ve bu her değişimle yeni bir larval evre başlar. Üçüncü larval evrede artık beslenme durur, cesetten uzağa, toprak altına, objelerin, taşın yaprakların altına, kapalı mekanda halı ve mobilyaların altına girer ve metamorfoz tamamlanınca erişkin sinek ortaya çıkar.


Çözümünde Doğanın Yardımcı Olduğu Bazı Olaylar


1235’te Çinli araştırmacı Sung Tzu, bir köyde orak ile boğazı kesilerek öldürülen birinin katilini arar ama bulamaz. Aklına bir fikir gelir ve köydeki tüm orakları toplar ve bekletir. Cesetteki böcekler ve oraktaki böcekleri tek tek karşılaştırmış ve suç aleti orağı bulmuştur.

Arutjuna adında bir bilim adamı, 1962’de Azerbaycan’da, kısmen iskeletleşmiş ve ileri derecede dağılmış bir olgu yayınladı. Deniz suyu ile dolu tank içinde bulunan cesette yapılan incelemede, ölümün 7 ila 10 gün önce olduğunu ve daha sonra tanka atıldığı kanaatine vardı. Katilin daha sonraki itirafı da buna uymaktaydı. Cesette gözlemlediği bir pupa formunun, bir araba koltuğunda da görülmesiyle, cesedin bu arabada taşındığı ortaya çıkmış oldu.

1 Mart 1932’de New Jersey’de gerçekleşen bir olay, bitki biliminin delil olarak kullanıldığı ilk olay olmuştur. Bu olayda, Charles Lindbergh adında bir adamın 20 aylık oğlu kendi evinden kaçırılmıştı. 2 ay sonra ceset kaçırıldığı eve yakın bir yerde bulundu ve ölüm nedeninin kafatasına aldığı bir darbe sonucu olduğu ortaya çıktı. Bebeğin evden kaçırılması dikkate alınarak eldeki tek veri, bebeğin penceresine giden ahşap merdivendi. Şüphelilerin evlerinde yapılan arama sonucunda, Bruno Richard Hauptman’ın evinde ahşap kirişler bulundu. Ahşap kirişler konusunda yeterli bilgi edinebilmek için bir ağaç uzmanına başvurma gereği duyuldu. Alanında bir uzman olan Arthur Koehler bu kirişleri birçok özelliği bakımından (el yapımı- ticari yapım, düğüm desenleri, ağaç büyüme halkaları ile yaş tayini, kaç ağaç kullanıldığı, çeşitli mikroskobik incelemeler), bebeğin evindeki ahşap merdiven ile karşılaştırdı. İnceleme sonucunda büyüme halkaları ( ağaç 16 yaşında idi) ile evdeki merdiven eşleşti. Delil mahkeme tarafından kabul edildi ve Hauptman tutuklandı.

1992 yılı sabahında motosikletçi bir genç, Phoenix'in 48 km kadar uzağında, dövülmüş, tel ve kumaş parçalarıyla bağlanmış, çıplak ve muhtemelen tecavüze uğramış bir kadın cesedi buluyor. Bundan sonraki süreci tahmin edeceğiniz üzere soruşturmayla geçiyor. Ama soruşturma bir yerden sonra tıkanıyor. Olaya atanan dedektif, olay yerine geri döner ve gözden kaçmış bir şey yakalar. Cesetin bulunduğu yere çok yakın, yaralı, dalı yere sarkmış bir Polo verde ağacı.

Bir şüphelimiz vardır fakat delilimiz yoktur. Şüphelinin, cesedin taşındığı iddia edilen birde pikapı var ama araçta cesede ait kıl, meni, parmak izi, kan lekesi de yoktur. Ama dikkat çeken bir şey yakalamayı başarır dedektif; Pikapın kasasındaki iki Polo verde tohumu. Buradaki en büyük sorun, Arizona iklimine dayanan bir kaç ağaçtan birinin de bu ağaç olması sebebiyle her yerde bu ağaçtan olmasıdır. Dedektif umutsuzluk içinde olay yerindeki ağacın tohumlarını ve pikap kasasında bulduğu tohumları alıp, Arizona Üniversitesinden genetikçi Dr. Timothy Helentjaris'in yanına gider. Doktor aylarca uğraşıp aracın kasasında bulduğu tohumlarla olay yerindeki ağaç tohumlarının aynı DNA'ya sahip olduğunu bulur. Bunun sonucunda şüpheli ömür boyu hapse mahkûm edilir.

İngiltere'de bir fabrikanın arkasındaki parkta, 06:00 vardiyasına gelen işçiler tarafından girysili kadın cesedi bulunur. İlk incelemede ceset üzerinde böceğe rastlanmaz. İlerleyen zamanda güneş doğunca az miktarda yeşil sinek yaranın etrafında görülür. Ceset kaldırılınca da yumurtalar görülür. Önceki günün iklim koşullarının bilinmesi, sinek aktivitesi için ideal olması ve erişkin sineklerin gece aktif olmaması sebebiyle entomolog, cinayetin gece işlendiği sonucuna varır, ölenin en son gece canlı görünmesi durumu doğrular.

Amerika'nın güneyinde, kasım ayı ortasında bir evden çıkan kötü koku nedeniyle polis çağrılır. Araştırmacılar genç, siyah bir kadının çürümüş cesedini bulurlar. Kurban, başına isabet eden tek kurşunla öldürülmüştür. Cesedin dikkatli muayenesi ile Calliphora vicina'nın larvaları ve Syntpesiomyia nudesita'nın larva ve pupaları bulunur. Olay yerinde yoplanan örnekler laboratuvarda incelenir. Hava koşulları ve toprak ısısı dikkate alındığında, ceset bulunmadan yirmi sekiz gün önce kurbanın öldüğü düşünülmüştür. Kısa süre sonra sanık yakalanır ve kurbanı bulunmasından yirmi sekiz gün önce öldürdüğünü söyler. Bu olguda, sineklerin ve larvaların, kurbanın ölüm zamanının değerlendirilmesinde güvenilir bir kaynak olduğu anlaşılır.

İlkbahar başlarında beyaz giysili bir erkek cesedi bulunur. Göğsünde ve sırtında çok sayıda küçük kalibreli mermi yarası vardır. Hafif çürüme belirtileri ve sol burundan sol gözüne bulaşan kan vardır. Sol göz üzerine toplanmış granüler bir materyal fark edilir. Bunun sinek yumurtaları olduğu anlaşılır. Büyümeleri beklenip incelendiğinde Cochlioyia macaellaria olduğu anlaşılır. İklim durumları ve gelişimsel biyolojinin bilinmesiyle, kişinin 24-36 saat önce öldürüldüğü tahmin edilir. En son görenlerin de verdiği bilgiler bunu destekler niteliktedir.


KAYNAKÇA:


Bilim ve Teknik 2006/

Ankara Üniversitesi, Tıp Fak. Adli Tıp Dergisi sayı 49-2003/

Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi 2016_105-110/

Ziraat Mühendisliğinde Bitki Koruma Prof. Bülent Yaşar 2016 Isparta(görsellerin çoğu)

https://polisdergisi.pa.edu.tr/

https://apnews.com/326da16edd9e677ce6033700e470e9ae / http://www.bitesizehistory.net/plant-dna-used-for-the-first-time-to-solve-a-murder/

132 views0 comments

Recent Posts

See All