mRNA teknolojisinin Coronavirüs aşısı olarak kullanımı insanlarda ilk olacak !



Pfizer Biontech aşısında kullanılan mRNA teknolojisi daha önce yaygın kullanılan başka aşılar da kullanıldı mı?

Katalin Karikó, 1990'ları yaptığı mRNA çalışmaları için reddedilmekle geçirdi. Hastalıkla savaşmak için mRNA'nın gücünden yararlanmaya çalışan araştırmaları için ne devlet destek verdi ne herhangi bir şirket finansmanı bulabildi ne de kendi meslektaşlarının desteğini alabildi. Herkes bu teknolojiye karşı ciddi mesafeli yaklaşıyordu.

İlk başta amaç, vücudun kendi mRNA'ları ile ürettiği proteinleri ürettirebilecek sentetik mRNA'lar yapıp, hücrelerin protein üretim mekanizmalarını çalıştırarak, nadir görülen hastalıkları tedavi etmekti. Fakat vücudun kendi üretmediği, dışarıdan gelen bu yabancı RNA'lara karşı ciddi bir savunma mekanizması vardı ve yabancı RNA'lara hücre içerisinde izin verilmiyordu.


Karikó ile o günlerde başlayan uzun yolculuk, birçok bilim insanının katılması, mRNA'ların bazı yabancı sentetik yapı taşları ile modifiye edilmesi, dayanımlarının arttırılması ve vücut içerisinde taşıyıcı sistemlerin bulunması ile kanser dahil birçok hastalığın tedavisi, aşıların üretimi için geliştirilmeye devam etti.

Coronavirüs pandemisi ortaya çıkınca bu teknolojinin SARS-COV2 için aşı geliştirilmesi için hızlıca kullanılabileceği ve elbette yıllarca sürecek olan güvenlik çalışmalarının kısa zamanda yapılarak ürün elde edilebileceği biyoteknoloji firması sahibi olan bilim insanlarınca hızlıca fark edildi. Bunun üzerine aylar sürecek olan çalışmalar, yüksek devlet ve yatırımcı destekleri ile başlamış oldu.

“MRNA TEKNOLOJİSİNİN AŞI OLARAK KULLANIMI DAHA ÖNCE HİÇ ONAY ALMADI”

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor, daha önce bu teknoloji özellikle nadir hastalıklar, kanser ve kök hücre tedavilerinde kullanılmaya çalışıldı. Bu konularda hücre ve hayvan deneyleri yapıldı. Bazıları için klinik çalışmalar başlatıldı. 2018 yılında ilk kez, iki farklı RNA tedavisi Amerika ve Avrupa'da herediter ATTR amiloyidoz hastalığı için onay aldı, birçok faklı siRNA tedavisi için klinik çalışmalar sürüyor, fakat mRNA teknolojisinin aşı olarak kullanımı daha önce hiç onay almadı. Coronavirüs aşısı olarak kullanımı insanlarda ilk olacak. 180 civarında mRNA çalışması şu an, kanser dahil birçok hastalık için klinik çalışmalarını sürdüyor. Tabi ki Faz 3 çalışmalarını en hızlı bitirenler Covid19 için yapılan aşı çalışmaları oldu. mRNA aşı teknolojisi, daha önce belki de tıpta görülmedik bir hızla hayatımıza girmek üzere. İnsanlar üzerinde ilk kez kullanılacak bu mRNA aşı teknolojisinden sonra, diğer RNA tedavi teknolojilerinin de hızla tıpta yerini alacağını düşünüyorum.

Alman ve Çin aşısının birbirine üstünlükleri var mıdır? Alman aşısı daha iyidir diye bir şey denilebilir mi?

Alman yani mRNA aşısı, Çin yani inaktif virüs (ölü virüs) aşıları birbirinden oldukça farklı aşı teknolojileridir. Alman aşısı tam anlamı ile son teknoloji, Çin aşısı ise aşı teknolojileri içindeki ilk teknolojilerden sayılabilir. Dolayısı ile inaktif aşıların uzun süreli etkileri, oluşabilecek komplikasyonlar insanlığın daha iyi bildiği durumlar. Alman aşısı ise, daha çok yeni bir teknoloji ve uzun vadeli yan etkileri de dahil birçok bilinmezliği de avantajları ile birlikte barındırıyor. Tabii bir de Alman aşısının -70 derecede taşınması ve saklanması durumu var. Bu oldukça zor bir süreç ve özellikle periferde nasıl dağıtılacağı ve saklanacağı şu an muamma. Çin aşısı ise normal buzdolabı şartlarında haftalarca, aylarca saklanabilir olması ile bu konuda avantajlı. Genetik tedaviler elbette belirli bir yol katetti ve eminim hızla birçok tedavi gelecek 10-20 yıl içerisinde hayatımıza girecek ve şu anda tedavi edilemeyen onlarca hastalığın tedavisi mümkün olacak. Aşı teknolojisi de bundan yararlanacak, yıllar içerisinde DNA ve RNA aşılarının sayısının katlanarak çoğalacağını göreceğiz. Kanser de dahil birçok genetik hastalık çözüme kavuşacak. Şu an genetik biliminde dönüm noktasını yaşıyoruz. Yakında tıp çok farklı bir noktaya gelecek. Tıbbın genel teknolojiler ile müdahale edemediği çok az hastalık kalacak.

“ŞU NOKTADA ALMAN ÇİN AŞISININ BİRBİRİNE KARŞI ÜSTÜN OLUP OLMAYACAĞINI SÖYLEMEK GÜÇ”

Şu noktada Alman Çin aşısının birbirine karşı üstün olup olmayacağını söylemek güç ama alman aşısı %95 etkinlik bildirdi ve kısa süreli etkileri açısından bir problem görülmüyor. -70 derece de saklanması ve taşınması büyük güçlük, üretimi kolay, maliyeti ucuz, virüste mutasyon olması durumunda hızlıca yeni aşı üretimi sağlanabilecek bir aşı teknolojisi aynı lego gibi. Bunların yanında, bu yeni teknoloji için elbette cevaplanması gereken birçok soru da var. Mesela ADE (Antibody-dependent enhancement) olabilir mi? Bulaşmayı engelleyebilecek mi? Ne kadar süre ile koruyabilecek veya koruyabilecek mi? Uzun süreli etkileri ne olacak? Hamile, çocuk, diyabet, viral hastalık taşıyıcıları gibi alt gruplarda etkileri ne olacak? mRNA'ları taşıyan PEG, lipid nano partikülleri ve matriksde bulunan diğer moleküllerin uzun ve orta vadede sağlık üzerine etkileri neler olacak? Hücresel, moleküler bazda ne gibi yan etkiler olabilir? Vücutta diğer doku ve hücreler bu mRNA'ları alabilir mi, alırsa sitotoksik yanıt oluşur mu? Oto-immün reaksiyonlara yol açabilir mi? gibi birçok soru da var tabi ki. Dedim ya ilk kez kullanılacak bir teknoloji. Zaten birçok bilim insanının bu kadar çabuk kullanılmadan, milyonlar üzerinde denenmeden önce biraz daha güvenlik çalışması yapılmasını isteme nedeni de budur. Elbette çok heyecan verici bir teknoloji fakat genetik tedaviler hücresel manipülasyonlar çok aceleye gelmemesi gereken tedavilerdir. Çin aşısı sanırım gelecek ay içerisinde Faz 3 çalışmalarını bitirecek. O zamana kadar hakkında çok bir şey söylemek mümkün değil. Zamanı gelince konuşacağız ama eski bir teknoloji ne gibi etkiler, yan etkiler oluşabileceği elbette çok daha iyi biliniyor...

Kamuoyunda aşı üzerine yürütülen tartışmaların bilimsel düzlemde ilerlediğini düşünüyor musunuz?

Kamuoyunda coronavirus aşıları üzerine yapılan tartışmaları ise maalesef hiç bilimsel bulmuyorum. Özellikle uzmanım diye beyanlarda bulunan kişilerin veya hekimlerin, teknik ve bilimsel olarak tartışmaya ileri bir boyut kazandırdıklarını veya katkıda bulunduklarını çok az gördüm. Birçok uzmanın genellikle yabancı gazete haberleri üzerinden, tabiri caizse reklam yaparcasına sevinç gösterilerinde bulunduklarını izliyorum ve üzülüyorum. Aşıların yayınlanmamış, ön çalışma sonuçlarına sevinir haldeyiz bırakın yayınlanan çalışmalarını tartışmayı. Beyanlarda bulunan çok az sayıda uzman bilimsel çalışmaları okuyup, irdeleyip beyanda bulunuyor. Neredeyse hepsi, aman aşı karşıtlarına fırsat vermeyelim çabası ile her söyleneni, her yazılanı kabul eder durumdalar. Yurt dışında çok çetin tartışmalar oluyor, aşılar hakkında çok ciddi eleştiriler de yapılıyor. Örneğin AstraZeneca aşısı %62-90 etkinlik gösterdiğini duyurdu, arkasından birçok bilim insanı çalışmayı neredeyse duvara çaldılar. Bunun üzerine şirket doz ayarlamasını yanlış yaptıklarını kabul ederek, açıklama yaptı. Bu iş bu şekilde olur, bilim sorgular. Olduğu gibi kabul etmez, ama bizim ülkemizde maalesef bilim insanları coronavirüs aşıları ile ilgili her söyleneni olduğu gibi kabullenmiş görünüyor ve sadece alkışlıyor. Ben çalışmaları yakından takip ediyorum, açıkçası ne kadar alkış koparsa kopsun, tüm bilimsel verilere eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmayı tercih ediyorum.


Bu röportaj medikritik.com a verilmiştir.

Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu


1,972 views0 comments

Recent Posts

See All