top of page
  • Güneş Baykut

Konçertolardan hece fişlerine… Bir-bir-bir yok-yok-yok o-o-o-luş hikâye-si-si-si…



3.400 yıl kadar önce yazıldığı sanılan ve "Hurri İlahisi" olarak adlandırılan çivi yazısı ile yazılmış şarkı gün yüzüne çıkarıldı. Dünyanın en eski şarkısı olduğu belirtiliyor. Şarkı Ugarit Kraliçesi Nikkal için bestelenmiş. 3400 yıl sonra bir makalenin konusu, bir trap müzik türü… Geldiğimiz noktanın çığır açıcı değil aksine biraz kapatıcı olduğunu düşünenlerden biri olarak, bir yok oluş hikâyesi olduğunu düşündüm bu yazının. Sanatın, estetik algısının, profesyonelliğin, özenin, çalışmanın, çabalamanın, erdemin… Yok oluşu… Yenidünyaya hoş gelmedik, umarım buradan çabucak gideriz…


İyi bir müzik dinleyicisi miyim emin değilim ama kendi çapında olmaya çalışan biriyim. Bu hece tekrarlarından oluşan trap türü nasıl çıkmış diye araştırmaya başladım önce. Bulduğum sonuç, eski rap “üstad”larının ağır olarak eleştirdiği “trap”in bir varyasyonu olan bu türün ülkemizden çıkmış olmasıydı. Bu müzik dünyasına "önemli" katkı sağlayan türü bulan isim babasının tüm parçalarını da dinledim tabi.


Trap, bir nevi illegal işler evi diyebileceğimiz “traphouse”dan ortaya çıkan bir rap türü adı. Uyuşturucu, silahlar, çalıntı mallarla ve satılan kadınlarla dolu olan, hani şu “filmlerden izlediğimiz” evler. Kelime olarak da tuzak, kapan gibi anlamları karşılamasının da manidar olduğunu düşünüyorum. Eminem de öyle düşünmüş olacak ki; “Trap bir tuzaktır, umarım hepiniz düşersiniz” yorumunu yapıyor. Snoop Dogg ise bir kayıtta, kendi stüdyosunda bu hece tekrarlı türden söz ederken, herkesin aynı şekilde rap yapmaya çalışmasını eleştiriyor. Kimin çıkardığı bilmediği bu türü stüdyosunda yapmak isteyen biri olsa izin vermeyeceğini söylüyor. Ülkemizde bu trap türü ile ilgili yorumları okurken, bu türün mucidinin gençleri body building’e yönlendirmesine övgülere rastladım… Bir genci beyin kaslarını ve profesyonel takım ya da bireysel sporlara disiplinle çalışmaya yönlendirmek yerine salonda kas geliştirip “vücut yapmaya” yönlendirmenin övüldüğü bir tür. Zor olanı bir takım içinde var olmak, bir spor disiplini için gerekli olan temiz ve disiplinli yaşam tarzını benimsemek elbette. Bunun yerine kolay olanın, mahalledeki spor salonuna gidip bir takım takviyelerle kas yapmanın özendirildiği bir dönemdeyiz. Bu yolu seçtiğinde kazancının ne olacağını soran kimsenin olmaması ise ayrı bir yazının konusu olabilir sanırım. Önemli olan kolay ve kısa yollu olması, dolayısıyla nasıl ulaşıldığının bir önemi yok. Tıpkı kolay yoldan para kazanmanın övüldüğü günümüz gibi… Bu paraya nasıl ulaşıldığının artık bir önemi yok.

Çorap üzerine tuvalet terliği ile kolay yoldan ne yapılır, kolay para, kavga dövüş, düşünmeye gerek yok, çaba harcamak zaten boş, seks olsun gerisinin önemi yok, bitirimcilik, bir garip nazi tarzı ile zencilik karışımı bir nevi Harlem yancısı bir şeyler yapılıyor. Aslında dinledikçe, günümüz gündelik hayatı yaşama biçimleriyle ne kadar ilişkili bir tür olduğunu görüyorsunuz. O şikâyet edilen(tabi şikâyet sahipleri olarak kaç kişiyiz artık pek emin değilim…) amaçsız, fast food yer gibi yaşanan ve mideye oturup vitaminsiz şişmanlatan yaşam tarzının müzikle buluştuğu nokta bu olabilir mi? Bu gibi tarzların popülerleştirilmesinin amacının siyasi mi, ekonomik mi olduğunu düşünmeye başladığım nokta tam burası oldu. Hatta belki illegal sektörler mi? Çünkü müzik dediğiniz, sadece yolda giderken dinlediğiniz bir iki parçadan ibaret değil. Biz öyle sansak da tüm yazılı, görsel, sözlü medya ürünleri çok daha fazla şey ifade ediyor. Giyinişinizden, ilişki yaşama şeklinize, ahlakınıza, yeme içme, kullanma alışkanlığınıza kadar, siz farkında olmadan sirayet ediyor aslında. Ya uyup o tarzın gereği neyse öyle giyinip öyle yiyip içip kullanmayı ve “eğlenmeyi” tercih ettiğiniz ya da “ben dinleyemiyorum” diyerek evde kalmayı tercih ettiğiniz bir ayrıma bu aralar sıklıkla geliyor olabilirsiniz. Pekiyi, bizler eskidik. Ama bu gerçekten yeni ve masum mu dersiniz?


Müzik – toplum ilişkisi sosyolojide farklı değişken ve dinamiklerle analiz edilmeye çalışılan bir konudur. Müziğin bir insan ya da grubun içerisinde anlamlandırılması, yaşamları ile özdeşleştirilmesi kendiliğinden ortaya çıkmaz. Dinleyenlerin sınırlılıkları, kaynakları, etnik ve kültürel özellikleri, yaşanmışlıklarının benimsenmesinde rolü vardır. Bunun yanında bir müzik türünün üretimi, yeniden üretimi ve dönüşümü ile kitlelerce benimsenmesinde rol oynayan farklı aktörler de vardır. Yapım ve üretim aşamasında rol oynayan tüm aktörler, onların aralarındaki ilişkiler, oluşturdukları normlar kitlelerin bir müzikal ürünü anlamlandırmasını etkileyecektir. Popüler olan müzikal türünü düşünerek tekrar gezin bir alışveriş merkezindeki mağazaları. Gözlükler, takılar, ayakkabılar, giysiler ve diğerleri… Müzik dinleme araçlarımızdaki değişimi de tekrar düşünebilirsiniz… Yıllar süren albüm üretiminden, her ay yeniden üretilen aynı türlere değişimi. Bir albümü alabilmek için önceden ayırtmaktan, sıra beklemekten ve kıymetli bir miktar ödemekten, cep telefonumuzdan dinleyebilmeye. Teknolojinin gelişimi ile tüketim alışkanlıkları ve dolayısı ile üretim de değişiyor elbette. Üretimin taşıdığı anlam da değişiyor. Artık eskisi kadar alın teri, emek, profesyonellik arayan bir süreci çağrıştırmıyor üretim.


Müziğin hayali toplumları inşa etme gücü vardır. Müzik kimlikleri inşa süreçlerinde başrol oyuncularından olduğu gibi, daha kapsamlı sosyal kimlikleri de parçalama gücü vardır. Söz konusu parçalanma, müzikal ürünlere dair içsel özelliklerin kendilerini aşan çok daha kapsamlı toplumsal kırılmalara, gerilimlere, parçalanmalara ya da bütünleşmeye ve uyum pratiklerine ses getiren estetik semboller bütünü olabilme özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Yoksa Bella Ciao’yu duyduğunda dünyanın birçok yerinde bazılarının içi coşku ile dolarken neden bazılarının sinirleri gerilsin ki? Tüm dünya İtalyanca bilmiyorken üstelik. Yolu fark etmeksizin kolay yoldan çok para kazanmanın, sadece fiziki güzelliğe sahip kadınları ve kolay yoldan elde etmenin, çalışmanın önemsizliğinin, başkasını düşünmenin anlamsızlığının vurgulandığı müzik türünün bu kadar yayılmış olması ile gelecek değişimin etkisi için; perşembenin gelişi çarşambadan belli sanıyorum.


Müzik zevklerine, sanatlarına ve sanat eğitimciliklerine çok güvendiğim aile ile bir sabah vakit isteyip bu tür üzerine konuştuk. İlk kez benim söylemem ile dinledi onlar da bu türü. “müzikle neler yapılabileceğini bildiğim için, bana çok standart, masum bir tarz gibi gelmedi…. Bir nevi uyuşturucu… Kır, dök, parçala, kolay yollar şunlardır. Emek, çaba, düşünmek, okumak, kalite onlar tu kaka, baştan reddet.” Mottosunu yaygınlaştıran bir tür oldu yorumları. “Uyuşturucu gibi…” Manidar. Belki senin uzmanlığın ne ki müzik için bu kadar atıp tutmuşsun diyen olursa diye, özellikle müzik sanatı ile meslekleri bu olduğundan profesyonel olarak uğraşan eğitimcilere danıştım.


Onlu yaşlarında olanlar arasında özellikle popüler olan bu tür, uyuşturucu gibiyse eğer… Müzik ile toplumların nasıl değiştirildiğine biraz bakalım isterseniz. Tıpkı önceki yazılarda bahsettiğim kozmetik sektöründe olduğu gibi sonucuna varacak mıyız? Toplumsal kesimlerin gazını almak, yeni üretilen bir şeylerin tüketilmesini sağlamak, ya da toplumların tam da bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başladığı dönemlerde piyasaya çıkan Brezilya dizileri gibi olabilir mi ne dersiniz? Brezilya dizilerini özellikle vurguladım, ortaokuldaki İngilizce öğretmenimin söyledikleri halen kulağımdadır. “Medya, kitleleri susturmak, şikâyetlerini engellemek için kullanılan bir araçtır ve aslında uyuşturucudur. Amerika’da senelerce dizilerle yaptıklarını şimdi ülkemizde yapıyorlar. Hayatlarındaki meseleleri unutup, Brezilya dizisindeki fakir kız zengin oğlanın derdine düşüyor insanlar bu sayede.” Dersteki o konuşmasından seneler sonra Hacettepe’de Sosyoloji okurken Naom Chomsky’nin yazdıkları ile tanıştım. Muhtemelen kendisini okumuş bir devlet ortaokulu öğretmenimin olmasından da gurur duydum elbette.

1950lerden itibaren farklı formlarıyla var olmayı sürdüren arabesk türünü düşünün. Dünyasının büyüsünün bozulduğunu düşünenler tarafından verilen arabesk yanıtlar… 1980’lerle birlikte küreselleşen ve modernleşen dünyada bir “sahicilik” arayışı yükselmeye başlamıştır. Evrenselci dayatmalara ayak uydurmak istemeyen bir grup var oldu ve bu grubun kendisini eşitlemesi için bir tür ihtiyacı doğdu. Arabesk müzik, sosyal eşitsizliklerin yaşandığı bu ortamda eşit olarak yapılabilecek eylemler üzerine yoğunlaştı. Farklı sınıflar, aynı kültürel durum içerisinde yer aldıklarında eşitlenmiş olurlar. Bu eşitlenme de ‘sevdalanmak’ konusunda gerçekleşti. Bu durumda bir takım derin devlet, toplumsal eşitsizlik, ekonomi gibi politik konularda eşitlenemeyen toplum, “sevmek” konusunda kendini diğeri ile eşit görebilmeye çalıştı. Bir çalışma için görüştüğüm görüşenlerimden birisi “o kadar çok acı çekiyordum ki, kendimi keserek acımı dindirmeye çalıştım.” Diyerek ifade etmişti adına sokak jargonunda “faça atmak” denilen eylemi neden yaptığını. Arabesk konserlerindeki sahneleri aklımıza getirelim. “Baba”mız acımızı anlıyor, paylaşıyor, bizimle birlikte isyan ediyordu. Biz de bu çilekeş dünyamıza isyanla, sen mi acıtırsın ben mi dercesine kendimizi kesiyorduk. Kitlelere hitap eden her etkinlik bir toplumsal stres boşaltma yönetimidir. Bir stadyuma doluşup bağıra çağıra sövmek, bir eylem düzenleyip yürümek, bir konser… “Bizim gibiler”le bir arada olarak kendimizi yalnız hissetmekten kurtulduğumuz, birikmiş enerjiyi boşaltıp sakinleşmiş olarak evlerimize döndüğümüz etkinlikler bizler için olduğu kadar, bazıları için de önemli. Düşünsenize kapağını hoplatırcasına kaynayan nohudun kapağını açmazsanız ne olur? İşte popüler kültürün işe gelen yerlerinden biri de bu.

Popüler kültür dediğimiz tanım adı üstünde seçilen, beğenilen, çok kullanılan, revaçta olanları içeriyor. Bu nedenle sabun köpüğü hızlıca parlıyor ve aynı hızla sönüyor. Bir popüler kültür öğesi müzik türünün etkisinin hızla sönmesi tamam da, yaşam tarzına etkisi de gerçekten böyle mi? Peki, bu sabunları köpürten kim, ne dersiniz? Neden eğitimi uzun yıllar alan, öğrenmesi yoğun çalışma ve emek gerektiren içinde beste, güfte, şan, oktav, nota, ahenk ve daha fazla kriterle hangi tür müzik yapacaksa yapsın kaliteli iş çıkarsın çabasındaki benim ve benden önceki kuşakların alışkın olduğu “sanat” değil de; yasa dışı da olsam kralım tarzında, üretimi çok kolay, maliyeti çok düşük, internetteki hız nedeni ile bir yapımcıya dahi ihtiyacı olmadan bir gecede meşhur olma tarzı popüler kültür olarak karşımıza çıktı? Köpüklerin arasından çorap üstüne tuvalet terliği giyerek araya nasıl, neden karıştı?


Uzun yıllar kaliteli olan her şeye sadece dinlemek için de olsa, belli bir gelir ya da eğitimin üzerinde ulaşılabilir olmasının sonucu bir “başkaldırış” mı bu durum? “Seçkin” olmayanların kendi kendilerine bir isyan, başkaldırış şekli olarak, o zaman biz de kendimi böyle ifade edelim diye mi çıktı arabesk, rap? Yoksa zaten bu “seçkincilik” istenen bir şeydi ve bu nedenle özellikle mi bu ayrım körüklendi? Dünyada ilk insan ayak izinden beri var mıydı? Yoksa sanayi devrimiyle mi bir şeyler değişti hayatlarımızda? Kitleleri birden gaza getirip birbirlerine kırdırarak tabiri caiz ise toplumlarda birikmiş gazın boşaltılması gibi; hip hop tarzı yaşam şekli de “sizin için de böyle bir çıkış yolu var” deme şekli olabilir mi? Ya da arabesk kültürü “kardeşim sen de kendi tarzını acılarını ortaya koy, ezilme ezdirme” motivasyonu mu? Adına “başkaldırış” ya da “varoluş” çabası diyebilir miyiz? Piyasaya sürülen popüler kültür öğeleri ile “var”lığını gösterdiğini düşünen kitleler gerçekten “var” oluyorlar mı? Yoksa köpük partisi bitince tazyikli suyla yıkanıyor, gider girdabında yok mu yoluyorlar?


Hadi biraz da komplo teorileri çalışalım. Dünyada sentetik uyuşturucuların piyasa sürülmesi ile tekno müziğin ortaya çıkışının yolda çarpışması tesadüf mü? Sentetik madde piyasaya sürecek bir kesim bunun müşterisi için tüm eğlence sektörünü de değiştiriyor olabilir mi? Filmlerden, mekânlara, dinlenilen çalınan müziğe, giyilecek kıyafete? O zaman illegal olan kim? Arka mahallede herkesten gizli saklı merdiven altındaki torbacı mı? Torbacıya mal sağlayan üretim tesislerini kuranlar kimler? Satacaklarını nerden biliyorlar da kuruyorlar? Bizim illegal diye gördüğümüz tutuklanan tır şoföründen, basılan evlerden biraz daha farklı bir piyasası olabilir mi? Tüm dünyada eş zamanlı olarak tüm popüler kültürü madde kullanımına teşvik edecek şekilde değiştirecek bu güce sahipler kimler? Peki ya sistem eleştirisi ile yola çıkan ‘rap’i çalışmaya, çabalaya uğraşma genç, yoluna çıkanı tekmele ez geç, her gün başka kadınla gez, kolay para senin hakkın yolu önemli değil hızla kazan, çok kazan, çok harca, gösterişli takılarla kıyafetlerle tavus kuşu gibi kabar mekânlarda kıvamına getiren nedir? Nesillerin kaygısı çalışmak, araştırmak, öğrenmek, sorgulamak, erdemli yaşamak, emek vermekten ve emeğinin karşılığının beklentisinden başka bir yöne kaymasından kazanan kimler olacak ki böyle bir teşvik işine soyunsun? Ne dersiniz? Bu hızın kime nasıl bir faydası olabilir?



Profesyonel görüşleri için Sayın Esen ailesine teşekkürlerimle…


Güneş Baykut


 

Kaynaklar;

  • Erol Işık, N. 2016. “Müzik Sosyolojisi Açısından Arabesk Müziğin Dönüşümü” İstanbul Üniversitesi Yayınevi Sosyoloji Dergisi 38(1):89-106.

  • Yavuz, E.D. 2016. “Küçük, Parçalı ve Atomlaşmış Dünyanın Müzik Sosyolojisindeki Yeni Kavramları” İstanbul Üniversitesi Yayınevi Sosyoloji Dergisi 38(13-30)

Görseller, Google görsellerden alınmıştır.

69 views0 comments

Recent Posts

See All
bottom of page