• Emre Ayhan

Gıda Milliyetçiliğinin Yükselişi ve Gastromilliyetçilik

Updated: May 16


Savaş, salgın, kuraklık... Canlılığın temeli beslenmeden geçer. Gıda zincirindeki aksamalar çok hızlı hissedilir ve toplumları sıkıntıya sokar. Devletlerin önce kendi halkını düşünmesi ve buna uygun adımlar atmaya başlaması, dünyada gıda milliyetçiliğini alevlendirmiştir.


Milliyetçilik temel olarak siyasi ve ulusal birimlerin uyumlu olması gerektiğini savunan politik bir ilkedir. TDK milliyetçiliği, “maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı” olarak tanımlanmıştır.


Tanımlamalara bakarsak, “Yerel gıda” için çeşitli araştırmalarda farklı tanımlar mevcuttur ve “yaşanılan bölge sınırları içerisinde üretilen gıdaların yerel olarak algılanması daha yaygındır. Bu anlamda bireylerin yaşadığı yerden 80 km yarıçapında üretilen gıdalara “yerel gıda” denilmektedir. “Millî gıda” ülke sınırları içerisinde üretilen gıdalar ve “ithal gıdalar” da yurt dışından elde edilen gıdalar olarak tanımlanmaktadır.


Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından oluşturulan ‘Gıda Krizine Karşı Küresel Ağ’ın yayımladığı yıllık (2020) raporda, 55 ülke ve bölgede 135 milyon kişinin ‘akut gıda güvensizliği’ yaşadığı belirtilmiştir.

Gıda krizinin üç boyutu bulunmaktadır:

  • Birinci boyutu, tarım sektörü ile tarıma bağlı sanayi ve hayvancılık sektörü ile ilgilidir. Özellikle Batı Avrupa ve ABD’de üretim sürecinden lojistik sektörüne kadar Covid-19 salgınında dar boğazlar oluşmaktadır. Yaşanan darboğaz durumunun temelinde emek piyasasında yaşanan sorunlar vardır. Bahsi geçen ülkelerde tarım sektörü göçmen ve mevsimlik işgücü hareketine bağlıdır. Bir taraftan da ürünlerin sınır ötesine geçişinin sağlanması gerekmektedir. Salgından dolayı hem ‘emek hareketliliğinde’ hem de ‘tedarik zincirlerinde’ kopmalar başlamıştır. Sonuç olarak hem gelişmiş ülke halklarının ihtiyacı olan gıda üretimi durma noktasına gelmiş, hem de duran mevsimlik işçi hareketleri nedeniyle işçilerin geldiği ülkelerdeki beslenmeyi finanse eden gelir ortadan kalkmıştır.

  • İkinci bir durum ise gelişmiş ülkelerde, özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinde süpermarket raflarının boşalmasıdır. ABD ve Avrupa’daki ülkelere gelişmekte olan ülkelerden tüketim malları gelmektedir. Covid-19 salgın sürecinde gıda tedarik zincirinde yaşanan kırılmalardan dolayı gelişmiş ülkelerde vatandaşların ürünlere ulaşımı zor bir noktaya taşınmıştır. Hem ürünlerin yeterli miktarda bulunmaması hem fiyatlarda meydana gelen artışlar gelişmiş ülkelerdeki halkların refah kayıpları yaşamasına neden olmuştur. Bir taraftan gelişmiş ülkelerin vatandaşlarının refah kaybı söz konusuyken, bir taraftan fiyatların artması ile birlikte nüfusun düşük gelirli kısmı için fiyatların artışı büyük bir problem haline gelmiştir. Buna salgın krizi için alınan önlemler sonucu tarım işçilerinin gelirlerinde yaşanan kayıplar eklendiğinde, yoksulluk ve açlık seviyeleri de yükselmeye başlayacaktır.

  • Üçüncü olarak bazı tarım ürünlerinin üretiminde dünyada büyük paylara sahip olan ülkeler kendi halklarını doyurma kaygısıyla ihracat kısıtlamalarına gitmişlerdir. Özellikle buğday, pirinç, şeker ve mısır gibi temel tarım ürünleri üreten Rusya, Kazakistan, Vietnam gibi ülkeler başka ürünleri de içine alacak şekilde kısıtlamalara gitmişlerdir. Bu durum gıda ithal eden yoksul ülkeler için çok büyük sorunlara neden olmuştur. Özellikle hem fiyat artışlarından dolayı hem de tedarik zincirlerinde sorunlar yaşanmasından dolayı toplumda kaygı düzeyi artmıştır.


Ülkelerin kendini güvenceye almak için gıda ihracatını yasaklaması son günlerde çok sık yaşanmaktadır. Dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı Rusya, mart ayı ortalarında şeker, buğday, çavdar, arpa ve mısır ihracatını 30 Haziran 2022’ye kadar durdurduğunu açıkladı. Buğday ithalatının %78’ini Rusya’dan karşılayan Türkiye, bu sefer yönünü dünyanın en büyük ikinci buğday üreticisi olan Hindistan’a döndüğü iddia edildi, tarım bakanlığı tarafından yalanlandı. Şayet bu gerçek olsaydı bile Hindistan'dan buğday alamazdık. Çünkü Hindistan, 1901’den bu yana en yüksek seviyelere ulaşan sıcaklığın buğday verimini düşürdüğünü ve arzı tehlikeye attığını belirterek ani bir kararla buğday ihracatını durdurdu. İşte bu çok güncel iki örnek tarımın neden başka sektörlere benzemediğini ve tarımda milliyetçi olmanın önemli olduğunu anlatır nitelikte. Bu yüzden ülkeler üretmek, ürettiklerini korumak ve üretimlerini arttırmak zorundadırlar.


Gastromilliyetçilik

Gıdalar davranışların, düşüncelerin ve sembollerin; dolayısıyla kültürlerarası çalışmaların merkezindedir. Bireylerin gıdalar üzerine düşünceleri, algıları, aktarımları; kendilerinin ve çevrelerinin tüketim davranışlarını etkilemekte. Yaşam biçiminin farklılaşmasıyla birlikte insanların tüketim davranışları ve tercihleri de değişmektedir. Özellikle gıda talebi ve tüketiminde bu gibi farklılaşmalar sık görülmektedir.


Tarım ürünleri işlenip mamul haline geldiğinde Gastromilliyetçilik tanımıyla karşılaşırız. Gastromilliyetçilik; gıdaların üretimi, dağıtımı, tüketimi ve pazarlamasında milliyetçi duyguların kullanılması olarak tanımlanmıştır. Gastromilliyetçilik, toplumun coğrafi ve etnik kökeni göz önüne alınarak geçmişten süregelen o topluma özgü yiyeceklerin toplum tarafından benimsenmesini, korunmasını ve dışa aktarımını sağlamaktadır. Kısaca yemek ve milliyetçilik arasındaki bağı oluşturmaktadır. Çevre ülkelerle dolma, tulumba, yoğurt vb. için sahiplik savaşı vermemiz buna örnektir.


“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” -Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Kaynaklar:


71 views0 comments

Recent Posts

See All