“Güzelliğin on par’etmez…”

Bu yazının konusu aslında #SaveRalph olacaktı. #SaveRalph ’i hepimiz izledik ve aslında kozmetik sektöründe hayvanların denek olmasına karşı hareketler de yeni değil. 1980’lerde benzer hareketlerden biri, birçok kozmetik şirketini araştırma yöntemlerini değiştirmeye ikna etmede bir miktar başarı elde etti. Bir reklamda gözlerinin üzerine alçı yapıştırılmış beyaz bir tavşan vardı ve şu soru vardı: "Revlon güzellik uğruna kaç tavşanı kör ediyor?". Bu görüşe göre güzellik sadece insanlar için bir 'tuzak' değildi, işin bir tarafında da hayvanlara “güzelliğimiz” uğruna verdiğimiz zararlar vardı.

Kozmetik endüstrisinin alıp başını gitmeye hazırlandığı dönemlerden beri gündemde ve hepimiz #saveralph 'i izlemeden de önce kullandığımız 'gençleştirici' kremlerin, şampuanların, rujların ve diğerlerinin hayvanlar üzerinde test edildiğini biliyorduk. Bu yazı da aslında neden ısrarla kullanmaya devam ettiğimiz, güzelliğin (belki de saplantısının) tarihçesi ve hayvanlarda test edilen ürünler yerine nelerin ikame edilebileceği vb. ile ilgili olmayı planlıyordu ki… Okumaya başlayınca yolda kararını değiştirdi. Konu neresinden alsan üzerinde sayfalarca yazmaya, düşünmeye itiyordu. Bu nedenle biraz farklı bakış açıları, üzerinde düşünebileceğiniz başlıklar vermeyi planlayan bir derleme haline geldi.

Unutmadan #herkesebilim de #SaveRalph konusunun farklı yönlerine değinen güzel makaleler yayınladı. Onlara da bir göz atın derim.

Güzelliğin tanımı en basit haliyle güzelin iyi, çirkinin kötü olduğu inancıdır. Bu tanımla yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda ahlaki olarak iyi olanın güzel ve kötü olanın da çirkin olduğu inancını taşır. Mitolojiden günümüze, fiziki güzelliğin yanında mutlak güzellik kavramı da tartışıla gelir.

“En akıllı insanı ayartan aşk onun içinde.” Zeus’un aklını çelmek isteyen Hera, bu sözlerle memeliğini istiyordu Aphrodite’den. Aşk ve güzellik tanrıçasıdır Aphrodite. Savaş işleri onun için değildir. Güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Kharit’ler, Hora’lar yanındadır ama; savaş tanrısı Ares ile birleşmesinden Phobos (bozgun), Deimos (korku) ve Harmonia da doğar. Ahenk, uyum anlamlarını taşıyan Harmonia’nın yanındaki korku ve bozgun, Aphrodite’in kişiliğindeki olumlu ve olumsuz yanları simgeler.

Sokrates'in konuşmasında Platon, sevginin nesnesi olarak güzellik teorisini geliştirmek ve nihayetinde saf veya mutlak güzellikle sonuçlanan, cinsiyetin, duygusallığın ve 'salt' fiziksel olanın ötesine geçen, giderek daha soyut veya 'ideal güzellik' türlerini tanımlamak için güzellik zeminini kaydırır. Fiziksel güzellikten, mutlak güzelliğe kadar değişen bir mükemmellik ölçütü sunar. Bireysel güzellikten başlayan evrensel güzellik arayışı, göksel merdiveni tırmanarak gerçekleşiyordu; güzelliğin, kendisinden başka hiçbir şeye ait olmayan irfanını ve nihayetinde gerçek güzelliğin ne olduğunun anlaşıldığı basamağa kadar. En sonunda 'sevgi' nin mutlak güzellik olduğu sonucuna varılıyordu. Anlaşıldığı üzere Platon’un felsefesinde güzellik; iyiyle özdeştir ve sevginin nesnesidir. Mutlulukla da özdeştir, çünkü mutluluk iyiye sahip olmak ve güzelliği düşünmektir. Bilgelikle de bilgeliğin en güzel olması ve cehaletin en utanç verici olması ile bağlantılıdır. Fiziksel güzellik; ahlaki ve ruhsal güzelliğin yanında aşağılanan bir sıralandırmaya sahiptir. Yunan güzellik sevgisine, özellikle fiziksel güzelliğe açık bir meydan okuma yapılır; fiziksel güzellik ve ahlaki güzellik, seks ve iyilik olarak kutuplaştırılır.

Arkasından Aristoteles, güzellik ve iyiliği birbirinden ayırarak güzelliği biçimsel olarak düzen, simetri ve kesinlik olarak tanımlayacak ve Yunan heykeltıraşlardan sonra, Vitruvius, Leonardo Da Vinci, Durer ve Corbusier’e de ilham verecekti. Bacon ise 1985’de “Orantılı olarak tuhaflık olmayan bir güzellik yoktur.” diyerek görüşe muhalifliğini ifade edecekti.

Mitolojiden semavi dinlere geldiğimizde bu ikircikli durum pek de değişmiyor aslında. Güzelliğin hem tanrısallığı hem de ayartıcılığı ve yanında barındırdığı 'kötülükler' vurgulanmaya devam ediyor. Kutsal kitaplar, güzelliğe karşı uyarıyor; güzelliğin boşluğu, solmakta olduğu ifadelerini kullanıyor. Bedenler hem kutsal bir tapınak hem de kutsala ulaşmak için hırpalanarak terbiye edilen bir düşman olarak vurgulanmaya başlıyordu. Tanrının yarattığı her şeyin güzelliği ile güzel olanın kibri arasında bir yerlerde güzelliğin ne olduğunu bulmaya çalışmak bugün de devam eden bir süreç gibi görünüyor.

İnsanın iç güzelliği ya da çirkinliğinin dışına vurduğunu söyleyenler, kendisinin güzelliğinin altını çizerek herkese çirkin şansı dileyenler…

Rönesans’a geldiğimizde; bir fikir birliği oluşmaya başlamıştı. Güzellik iyilik ve tanrıyla ilişkiliydi; ahlaki ve fiziksel güzellik de birbiriyle ilişkiliydi. Fiziksel olarak güzellik, yalnızca ilahi güzelliğe ve iç ahlakına vurgu yapmıyor aynı zamanda fiziksel arzuya da ilham veriyordu, seksiydi. Buna karşın Voltaire gibi güzelliğin göreceliğine, bakanın kültüründe olduğuna vurgu yapanlar da vardı. Bir kurbağaya sorduğunuzda güzelliğin tanımı bizimkinden farklı olarak; yeşil kaygan bir deri, kocaman gözler ve uzun bir dil olacaktı. David Hume bakışı devam ettirdi, “Güzellik şeylerin kendisinde bir nitelik değildir: yalnızca onları düşünen zihinde vardır ve her zihin farklı bir güzellik algılar…”. Söz Hegel’e geldiğinde; insanın duygusal formunun ruh tarafından belirlendiğini ve dış kısmının da iç kısım tarafından belirlendiğini, yani kendimizi fiziksel ve ruhsal olarak yarattığımızı söylecekti. Biçim olarak tamamen düzenli ve güzel bir yüzün yine de soğuk ve ifadesiz olabileceğini; yüzün özellikle ruhu yansıttığını söyleyerek, Platon’dan günümüze taşınan bir güzellik anlayışını sürdürecekti.

O zaman yüz… Çoğunlukla ne kastedildiğini sormaksızın yanıtladığımız 'güzellik' sorularına yanıt; bir insan güzelliğinden bahsediyorsak boydan, saç rengine, ellerine ayaklarına, kıyafetlerine ve yukarıda da vurgulandığı gibi 'iç güzelliği'ne kadar birçok değişkeni kapsayacak şekilde şekilleniyor olsa da yüzün önemi hepsinin içerisinde en ön plana çıkan olsa gerek. İnsanın içinin güzelliğinin dahi yüzüne vurduğunu söylediğimize göre… Yüz, kişilere özel olması ve fizikselliği nedeni ile benzersiz ve şekillendirilebilir, giydirilebilir ve kamusal olarak benliğin ana sembolü olması ile de modaya tabidir.

Doğruluk dereceleri farklı olsa da; yaşımızı, duygu durumumuzu, cinsiyetimizi, ırkımızı, sağlığımızı ve sosyo-ekonomik durumumuzu, ruh halimizi, karakterimizi vb. bizi tanımlayan ya da tanımlanmasını istediğimiz özellikleri parlattığımız ilk sahnemiz yüzdür. Aynı zamanda bireysel güzelliğimizin, çirkinliğimizin ve bu güzellik-çirkinlik algısının özsaygı ve yaşam şansı için ima ettiği her şeyin de temel belirleyicisidir. Temel olarak benliği ifade eder, benliğin yüzlerini dışarıya yansıtır, sen ve ben olarak tarif edip adlandırdığımız şey yüzlerimizdir.

Yirminci yüzyıla geldiğimizde yüz sadece ruhun değil, aynı zamanda kusursuz bir kişiliğin sembolü olarak görülmeye başlıyor. Yüzyılın başında bir şeyin güzelliği ile pahalılığının yakından ilişkili olduğuna vurgu gündeme gelir. Veblen bu görüş ile ilk sosyolojik güzellik teorisini; parklardan, kedilere, kaşıklara ve kadınsı güzelliğin idealine kadar birçok gözlem yaparak, kadınsı güzelliği “İdeal olan, hassas ve küçültülmüş eller ve ayaklar ile ince bir bel gerektirir… İşe yaramaz ve pahalıdır ve dolayısıyla maddi gücün kanıtı olarak değerlidir.” olarak sunar. Dolayısıyla güzel kadın bir statü sembolüdür; o sadece çalışmıyor değil, çalışamıyordur. Uzun saçlar, korseler, yüksek topuklu ayakkabılar, uzun elbiseler vb. statü sembolleri olduklarını göstermek içindir. Kadının mücevherlerle süslenmesi, onu pahalı bir süs haline getirilmesi, modaya ve herhangi bir zamanda moda olan stillerin ‘güzelliğine’ gösterilen ilgi gibi bu süreci pekiştirmektedir. Aynı yüzyılın ikinci yarısında feministler, bu fikirlerin bazılarını daha da geliştirdiler.

Freud’a göre güzelliğin bariz bir kullanımı yoktu ve bir kültürel gerekliliği de yoktu. Yine de medeniyet onsuz yapamıyordu, çünkü görünüşe göre güzellikten zevk almak acı çekme tehdidini telafi edebiliyordu. Freud’un cinsel uyarılmadan kaynaklanan güzellik anlayışı, Darwin’in cinsel seçilim teorisini tamamlıyordu. 20.yy bilim adamları yeni güzellik denklemlerini ortaya attılar; güzellik statü sembolü (Veblen), cinsel uyarılma (Freud), estetik hedef (May), genetik olarak belirlenmiş ve matematiksel (Wilson). Güzellik ve yüze eklenen bu yeni boyutlar, güzellik uzmanlarının ve ilgileriyle artan bir zamana denk geldi. Artık güzellik endüstrisi doğuyordu…

Alman hekim Anna Fischer-Duckelmann, 1901'de kadın hijyeni üzerine yaptığı uzun (970 sayfalık) çalışmasında bir dizi güzellik ipucu verecekti ve özellikle kadınlar için 'Güzellik güçtür' diyecekti. The Complete Beauty Book'ta (1906/1912), Amerikalı Elizabeth Anstruther güzelliği basitçe 'sağlık, kıyafet ve galibiyet, hepsi de yetiştirilebilir' olarak tanımladı. 1950'lere geldiğimizde güzellik yeniden tanımlanıyordu. Sağlık, kıyafet ve çekicilik, fiziksel güzelliğin bileşenleri olarak değil, ayrı ayrı ele alınmaya başlandı. 1961’de güzellik uzmanı Gayelord Hauser açıkça; “Güzellik bir görevdir. Kişinin ilgisine ve görünüşünüzün gelişmesine yansıyan benlik sevgisi, sağlıklı bir kişiliğin ifadesidir.” diyecek ve 1980'lerde güzelliğin yeniden tanımlanması devam edecekti. 1981’de The Avon Book of Baeuty ‘de iyi görünmek güzel hissetmek; güzellik tavsiyeleri yanında egzersizler, rahatlama ve diyet hakkında ipuçları ile birlikte verilerek; “Sadece iyi görünmekle kalmayacak, aynı zamanda güzel hissedeceksiniz… Hayatınızın her günü” deniliyordu. Bugün artık meditasyon yapmayan tek başına 'güzel' olamıyor ya da meditasyon yapan fiziki bir güzelliğe sahip değilse yaptığı meditasyon dikkate alınmıyor… Platon’un asıl güzellik için tırmanılması gereken merdiveninin üst basamaklarına çıkmak gerektiği fikri, 'tam güzellik' için, üst basamakları aşağıya indirmek gibi tersine mühendislikle şekillenmiş gibi… Her şeye birden sahip olmaya çalışan ve hiçbir şey için “vakti olmayan” modern insanın, o çileli yoldan geçerek her basamakta olgunlaşacak ve sindirerek basamakları çıkmakla harcayacak bir ömrü bugün yok elbette!?...

Her şeye rağmen, günümüz 'modern insanı'nın alışılagelmiş çelişkililerinde; yüz güzelliğinin aldatıcı olduğuna, parlayan her şeyin altın olmadığına, dış güzelliğin geçiciliğine, dış görünüşe göre yargılamamaya ilişkin halk bilgelikleri popüler söylemlerde yerini korumaya devam ediyor. Aynı zamanda güzelliği Tanrı ile eşleyen dilimiz, çirkinliği de günah ve cehennemle eşler. Güzellik ve çirkinlik yalnızca fiziksel zıtlıklar değil, aynı zamanda ahlaki karşıtlıklar olarak da değerlendirilir. Dış güzelliğin tek başına bir anlamı olmadığına ve dış güzelliğin geçiciliğine vurguya rağmen; çirkinliğin yasaklandığı ve hatta cezaya çarptırıldığı da bir dünyaya doğmuş sonraki nesilleriz. Çirkinlere karşı önyargı ve ayrımcılık kültürel bir norm olarak bile değerlendirilebilir. O zamanlar geçmişte mi kaldı? Hadi o zaman kendinize bir sorun: Aşık olmak için Quasimodo’yu mu seçer miydiniz? İşe almak için Ugly Betty’i? Her suç davasında, fail için çirkin birini aramaya ısrarla devam edişimizi nasıl açıklayabiliriz? Bebek yüzlü, yakışıklı bir seri katilin, hırsızın fotoğrafını gördüğümüzde haberlere karşı “şuna bak, yüzünü görsen adam sanırsın” demiyor muyuz? Ya da eşini katleden bir erkeğin, hâkim karşısına çıkarken üstü başı, yüzü gözü düzeltildiğinde 'iyi hal' indirimini hak edeceğini düşünmesini neden? Çirkinler kötüdür ama kötüler de çirkindir… Yaptığım çirkinliği, fiziki güzelliğimi sağlarsam 'iyiliğe' çevirebilir miyim? Ne dersiniz?

Yüzyıllardır süre gelen bu algı iliklerimize, kemiklerimize işlemiş olsa gerek. Yoksa tüm iç güzelliği, ruh aydınlığı, iç huzurun yüze yansıması güzellemeleri şimdiye kadar ön plana çıkmış ve bizler fiziki güzellik ya da çirkinliğine göre insanları yargılamıyor olurduk. Belki de Darwin haklıdır… Ne kadar 'eğitilmiş' olursak olalım, neslimizin devamlılığı için en parlak eşi seçme eğilimimiz kararlarımızı etkiliyordur…

Bu enteresan güzellik ve çirkinlik, iyi ve kötü karmaşamız ırkçı hareketlerde de yerini buldu elbette. Hitler için Yahudiler fiziksel ve ahlaki olarak çirkindi elbette. Aryanlar ise fiziksel, ahlaki güzellik örneği ve biyolojik ve ruhsal olarak da üstündü. Benzer durum İrlanda ve İngiltere arasındaki krizde de her iki tarafın birbirini çirkin, tatsız şekillerde karikatürize etmeleriyle yerini buldu. Ve tabi ABD’de beyaz ve siyahın dilbilimsel karşıtlığının; yaşam ve ölüm, saflık ve pislik, bekâret ve günah, güzellik ve çirkinlik, iyilik ve kötülük, tanrı ve şeytan gibi anlamlara geldiğini unutmayalım. Bu karşıtlığın tüm dünyayı ne kadar etkilediğinin örneği, cilt kanseri vb. sebeplerden ölümlere sebep olmasına rağmen cilt beyazlatıcı kozmetik ürünlerin uzun zaman revaçta olmasında görebilir miyiz?

Irkçılık kötüydü, karşıydık ama hepimiz daha beyaz görünmek için uğraşıyorduk… Yıllar sonra siyah milliyetçiler 'Siyah güzeldir' diyerek zıttını çirkin ilan edecek ve Malcom X, beyaz adamın şeytanlığını ilan edecekti. Ve sömürge topraklarda başlayan güzellik yarışmaları ile melez güzelliği vurguları, bu sefer beyazlaşmak için uğraşan, güneşten kaçıp yanmamak için elinden geleni yapan dünyayı bu sefer de solaryumlara, bronzlaştırıcı kremlere koşturtacaktır. Aynı temalar her çağda yeniden işlenir ve yeniden yorumlanır; gerçekten de siyah milliyetçiliğinin yükselişi ve "siyah güzeldir" fikri; feminizmin 'güzellik tuzağı' nı reddetmesi; hippilerin, punkların ortaya çıkması ve daha birçok akımla sürekli değişen modalarla birlikte, güzellik şimdi birkaç kez yeniden tanımlanıyor. Her nesilde bir kez ve birkaç yılda bir yeni bir 'yüz' ortaya çıkıyor; yani bir anlamda her şey her zaman yeni kalıyor…

Günümüzde yüz, genellikle kendilik ve izlenim yönetiminin sunumunun bir parçası olarak görülmektedir (Goffman 1959). 'Başarı için giyinme', 'stil' ve 'güçlü görünüm' uzmanları sadece elbiseyi değil, aynı zamanda sakallar, makyajlar ve saç stilleri ile ilgili çeşitli ortamlar ve amaçlar için uygun yüzleri ve ‘görünüşü' tanımlamaktadır. Bu dramaturjik görüşe göre güzelliğin, Yunanlılar için olduğu gibi metafiziksel bir anlamı yoktur; Hıristiyanlar için olduğu şekliyle hiçbir manevi benzerlik ve astrolojik düşüncede olduğu gibi yüzün kozmik bir önemi yoktur. Tamamen seküler ve araçsaldır ve faydacı uygulama kriterlerine göre değerlendirilir. Goffman’ın dramaturjik teorisine atıfla yüzün rolü; performansımızdaki ‘kişisel cephenin’ bir parçası olmasıdır. Oyunculukta olduğu gibi, kritik bir öneme sahiptir.

Sosyal yüz, kamusal yüzdür ve maskelerin veya ifadelerin hızlı bir şekilde değiştirilmesini gerektirir. Yalnızca aşırı duygu koşullarında veya yalnız ya da arkadaşlar arasında maske 'kayar' ve özel yüz, 'gerçek' kişi ortaya çıkar. Bu nedenle, yüz genellikle jestlerle, makyajla, peçe ya da mendil ile korunacaktır. Mahremiyet, özel yüz korunur. Bu nedenle yüz ifadeleri, istenen maskeyi korumak için genellikle dikkatle izlenir.

Sosyal yüz, 'taktığımız' yüzdür; giyinmenin bir parçası haline gelmiştir. Bu kamusal yüz, süslü yüz, yaratılmış yüzdür ve günümüzde geldiği noktada makyaj artık bir sanattır. Dolayısı ile yüzümüz; kendi tanımımıza, yansıtmak istediğimiz kişiye, sanatsal becerimize ve izlenim yönetimine olan ilgi alanımıza bağlı olarak bir dizi olası seçenek arasından seçtiğimiz özel yüzdür ve makyaj maskemizdir. Yine Goffman’ın tüm dünyayı bir sahne olarak gördüğü bakışıyla, makyaj yapmak çeşitli rollerimizde bizi destekler. Makyaj yapmak sadece yüzümüzü değil, kendimizi de değiştirmemizi sağlayan bir rol desteğidir. Simone de Beauvoir ise kadınların güzelleştirmeye olan ilgilisini politik ve kadınların ezilmesine katkısı olan bir faktör olarak tanımlar. Güzelliğin sıkı çalışmanın yerini tutmayacağını, kendini düşünmekten ve güzelleştirmeye çalışmaktan başka bir şey yapmayan kadın narsisizminin onu zenginleştirmek yerine yoksullaştıracağını, kendini yok edeceğini söyler. Belki bu nedenle de kadınlarda ya da artık günümüzde her cinste güzelliğin bir saplantı haline getirilerek bu isteğin pompalanması bu anlamda politiktir… Belki de güzellik tüketimi, sömürgecilerin hem de sömürge edilenlerde olduğu gibi; bugün de günlük emperyal yaşam dokusunun bir parçası olmak ve kültürel aidiyet için bir araç olarak işlev görmeye devam etmektedir. Yani bir bakıştan emperyal güç ilişkilerini canlandırmanın ya da başka karşı bakıştan bu güce direnmenin bir sembolü olarak… Yani belki de halen politiktir…

#sosyoloji #güzelliksosyolojisi #SaveRalph

Kaynakça:

Azra Erhat, 2007, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi

Clark, Jessica P. 2016. “Buying Beauty: Female Beauty Consumption in the Modern British World.” History Compass 14(5):206–17. doi: 10.1111/hic3.12309.

Ruggerone, Lucia, and Neil Jenkings. 2015. “Talking about Beauty: A Study of Everyday Aesthetics among Low-Income Citizens of Milan.” Symbolic Interaction 38(3):393–412. doi: 10.1002/symb.166.

Science, Political, and Blackwell Publishing. 2008. “Truth and Goodness , Mirrors and Masks Part II : A Sociology of Beauty and the Face Author ( s ): Anthony Synnott Source : The British Journal of Sociology , Vol . 41 , No . 1 ( Mar ., 1990 ), Pp . 55-76 Published by : Blackwell Publishing on Behalf of Th.” 41(1):55–76.

Science, Political, and Blackwell Publishing. 2008. “Truth and Goodness , Mirrors and Masks Part II : A Sociology of Beauty and the Face Author ( s ): Anthony Synnott Source : The British Journal of Sociology , Vol . 41 , No . 1 ( Mar ., 1990 ), Pp . 55-76 Published by : Blackwell Publishing on Behalf of Th.” 41(1):55–76.

Mears, Ashley. 2014. “Aesthetic Labor for the Sociologies of Work, Gender, and Beauty.” Sociology Compass 8(12):1330–43. doi: 10.1111/soc4.12211.

Görseller, Google görsellerden alınmıştır.


72 views0 comments

Recent Posts

See All