DARWİN TEORİSİ HAYATIMIZI NASIL DEĞİŞTİRİR?

Updated: Nov 11, 2020

Ülkemizde, evrim var mıdır yok mudur tartışmalarından bir adım öteye gidemediğimiz

için, aslında evrimi savunan insanların gerçekte evrimi ne kadar kavradıklarını , insanların

günlük hayatlarında, mesleklerinde evrimci bakış açısıyla ne kadar çeliştiklerini hiç

tartışamıyoruz. Evrim gerçekte bir inanç değil, günlük hayatınızın her anında bize yön

gösteren bir pusuladır.



Aslında sorunun, Anglo-sakson ekolünün evrim anlayışının ruhsuz, mekanik ve onun

da ötesinde bir felsefe, bakış açısı yoksunluğundan kaynaklandığını, 2016 yılında

kaybettiğimiz Veysel Atayman’ın Almancadan yaptığı çevirilere kadar farkında değildik.

Cumhuriyet Popüler Bilim serisinden basılan bu seri, Alman Psikiyatri ve Nöroloji profesörü

Hoimar Von Ditfurth’un üç kitabıydı: Başlangıçta Hidrojen Vardı, Bilinç Gökten Düşmedi,

Biz Bu Evrenin Çocukları…

Evrim teorisi bizde hep her şeyin tesadüfen bir araya gelmesi şeklinde anlaşıldı. Böyle

anlaşılınca da bir türlü kafalarda bu evrimin ne menem bir şey olduğu oturmadı. Bir maymunu bir daktilonun başına oturtup, onun tesadüfen daktilonun tuşlarına basarak milyarlarca yıl içinde bir Hamlet çıkarabileceği şeklinde anlatılan evrim kuşkusuz ki zamanı ne kadar uzun tutarsak tutalım mantıklı bir şey değildir. Çünkü evrim böyle işlemez…

Evet belki başlangıç koşulları böyleydi. Ditfurth’un dediği gibi gelişmenin izleyeceği

yolun bir çok ihtimale açık olduğu ya da ihtimallerin sonsuz büyüklükte olduğu durumlarda,

rastlantının bir önemi yoktur. Ama daha sonra mevcut tesadüfi imkanların sonsuzluğu içinden

tesadüfi seçmelerle gitgide zorunluluklar oluşmaya başladı. Veysel Atayman konuyu çok

güzel anlatır: “Önünde binlerce yol var, yirmisini kullanıyorsun, diyelim. Bu yirmi artık öteki

imkanlardan vazgeçmen anlamında bir zorunluluk. O yollara girdikçe de seçme imkânın

daralıyor; yol sana bir yön gösteriyor. (amaç/hedef değil): yürü nasıl olsa bir yerlere varıp

sonsuza kadar yürüyeceksin anlamında.

Ama işte her adım, diyelim ki hayatı korbonhidratlara dayama seçeneği, geri dönüşsüz

bir şekilde artık öteki sentezlere hayatı emanet edebilme şansını yitirme anlamına geliyor. Bir

su değirmeni çarkı düşünün. Su gelince dengesi bozulur ve bütün çabası yeniden denge

durumuna geçebilmektir. Bir hücre enerji alıp denge durumundan çıkar ama bu enerjiyi

(feedback/geri besleme) ilişkileri üzerinden belli bir dengesizlik-denge haliyle işlevselleştirip

durur. Sistem durduğunda ise ölür. Hayat bu tür enerji alış verişleri üzerinden belli sınırlar

içinde dengesini koruyan bir sistemdir.” Buralardan siyasete, politikaya aklınıza gelebilecek

her yere yollar açılıyor. Siyasal sistemlerin nasıl öleceğinden tutunda bir canlının nasıl

öleceğine kadar. Ama buradan günlük hayatımıza bile yön verecek bir bakış açısı

çıkarabilmek de mümkün. Ancak bu bakış açısına bu güne kadar sahip olmadıysanız sakın

üzülmeyin, çünkü yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, uzmanlar bile evrimin sonuçlarını,

gerçekte bize neyi ima ettiğini kavrayabilmiş değil.

Antropoloji ve Biyoloji profesörü David Sloan Wilson, “Herkes İçin Evrim” kitabında

bu konuyu çok çarpıcı bir şekilde ele alıyor. 1993 yılında Mac Arthur Vakfı, "deha" ödülünü tıpta hiçbir uzmanlığı olmayan genç bir kadına verdi. Kadının adı Margie Profet’ti. Margie kafayı hamilelik bulantısına takmıştı. Hamilelerin neden midesi bulanır? Kafasına takılan soru buydu? Eğer çoğu hamilenin, dünyanın tüm coğrafyalarında ve tüm ırklarında mideleri bulanıyorsa bunun evrim tarafından canlıya verilen bir adaptasyon olması gerektiğini

düşündü. Her bir nesil doğaya daha iyi uyum sağlayan adaptasyonlar geliştirir. Margie akıl

yürütürken embriyoların, yetişkinlerin günlük gıdalarının bir parçası olan kimyasal taarruzlara

karşı koyamayacağını keşfetti. Yani Evrim, bir sonraki nesli hayatta tutmak için öyle bir

mekanizma geliştirmeliydi ki embriyoyu, annenin yediği zararlı mikroplar içeren

yiyeceklerden korusun. Ama kuşkusuz ki düşüncelerin mantıklı olması yetmez, hipotezlerle

de desteklenmelidir.

Margie, 1940 yılında bir araştırmacının, hamilelikte bulantı çeken kadınların bulantı

çekmeyen kadınlara göre çocuk düşürme ihtimallerinin daha az olduğunu bildirdiğini keşfetti.

Ama çok daha çarpıcı bir veri daha vardı! 1950 yılında midem bulanıyor diye gelen hamile

kadınlara hekimler thalidomide adında bir bulantı ilacı verdiler. İlaç tüm dünyada

kullanılmaya başlamış ve bulantı sorunu tamamen ortadan kalkmıştı. Ancak bir süre sonra bir sorun ortaya çıktı. İlacı kullanan kadınların bebekleri kusurlu doğuyordu! Aslında hamilelik

bulantısı bebeği korumak için binlerce yıllık evrim sonucu ortaya çıkmış bir adaptasyondu ve

bu bulantının kesilmemesi, aksine annelerin midesini bulandıran yiyeceklerden uzak durması

gerekiyordu. İlacın kusurlu bebeklere yol açtığı anlaşılınca hemen piyasadan çekildi ama daha çarpıcı olan şey, hekimlerin hâlâ bunun bir adaptasyon sonucu geliştirilen bir evrim

mekanizması olduğunu anlayamamış olmalarıydı! “Doktorlar, evrime neredeyse kesinlikle

inanan mürekkep yalamış uzmanlardır ama büyük çoğunluğu evrimi meslekleriyle alâkalı

düşünmez.” 1 90’lı yıllara gelindiğinde dahi hekimler, hamile kadınların mide bulantısını

iyileştirilmesi gereken bir hastalık olarak görüyordu! Ta ki hiçbir uzmanlığı olmayan bir

kadın Margie Profet bunun aksini kanıtlayana dek!

Halbuki evrimin bize anlattığı şey, her canlının mutlaka kendi kendine yetebilecek

şekilde hayatta kalabilmesi, kendini çoğaltabilmesi ve çoğalttığını da koruyabilmesidir. Evrim

süreci içinde elene elene mekanizmaları oturmuş canlılar, günümüze kadar hayatta

kalabilmeyi başarabilmiş canlılardır. Bu anlamda vücudumuzda ortaya çıkan “semptomlar”

belki de yalnızca bir sorun olduğunu bize anlatmaya çalışmıyor aynı zamanda da bizzat o

problemle mücadele ediyor olabilir. Ve belki de hekimler bu semptomları ortadan kaldırarak

gerçekte hastalığın kendisini değil, vücudun mücadele yöntemlerini engelliyorlardır. Margie

Profet’in bize gösterdiği şey buydu ve 2016 Nobel Tıp ödülünü kazanan Japon Ohsumi,

otofaji çalışmasıyla vücudun kendi kendine hasta hücreleri yiyerek nasıl enerjiye çevirdiğini,

hatta tek başına kök hücre bile nasıl oluşturduğunu ortaya koymuştu. Evrim mekanizmaları

canlıyı hayatta tutmak için 24 saat hiç dinlenmeden çalışırlar. Yapmamız gereken bu işleyişi

kavramak ve ona yardımcı olmaktır…

Hayatımızda farkındalık yaratmak istiyorsak evrim vardır demekle yetinemeyiz,

Darwin teorisinin hayatımızı nasıl değiştirdiğini görmek istiyorsak başta uzmanlar olmak

üzere kendimize ve çevremize evrimci bir bakışla bakmak zorundayız. O zaman şeylerin bize

tamamen farklı göründüğünü anlamış olacağız…


Kaynakça:

Herkes İçin Evrim, David Sloan Wilson, sf:88

148 views0 comments

Recent Posts

See All