• H G

BİR ÜLKENİN KADERİNİ ETKİLEMEK:PHYTOPHTHORA INFESTANS



Hayatımızın son 1 yıllık sürecinde daha sık duymaya başladığımız hastalık, virüs ve epidemi gibi kavramlar tarih sahnesinde çok fazla tekerrür etmiştir buna karşın göç ve savaş gibi konular olmadıkça etkileri pek tartışılmaz. Hastalıklar ve etkileri her zaman olduğu gibi geçmişte de büyük risktir olayın zemini hazırlayıcı ve gelişim sürecini hızlandırıcı niteliktedirler bu nedenle inceleyeceğimiz örnek İrlanda patates kıtlığı ya da diğer adıyla Gorta Mór (Büyük Açlık).

Bu olay yalnızca 7 yıl sürmesine karşın etkileri öyle büyük oldu ki coğrafyada siyasi görüşler değişti ülke ikiye bölündü öyle ki konuşulan dil değişti. Ve tüm sebebi bir patates mantarıydı. İrlanda patates mantarı ya da bilimsel adıyla Phytophthora Infestans . İrlanda tarım açısından olmasa da ürün bakımından çok verimli topraklara sahiptir lakin pamuk keten tahıl yağ ve hayvan ürünleri gibi kalemlerden genelde toprak lordları kazanç elde ediyordu. İrlanda halkı ise yaklaşık olarak 18. yüzyılın ortalarında Avrupa’ya giren patatesi ile besleniyordu. 1800’lere kadar pek çok İrlandalı çiftçi için ek besin kaynağıydı. İrlandalı çiftçiler lordlara ödediği fahiş vergiler ve mülklerinden atılmamak için tereyağı, yumurta, domuz eti ve sığır eti de satmak zorunda kalıyorlardı. Tahliye edilenlerden bir kısmı bir süre sonra yalnızca patates yetiştirme bildikleri daha kıraç topraklara yerleştirildiler ki bu arazilerde İrlanda dışında yaşayan İngilizler aitti. Ülkenin en kötü topraklarına yerleşmiş olan İrlanda köylülerin hayvanlarını ve kendilerini beslemek için sadece patatesten medet umar olmuştu . Öyle ki 10 kişilik bir ailenin yaklaşık bir aylık patates ihtiyacı 1 tona denk geliyordu.


İRLANDA PATATES MANTARININ İRLANDA'DA İLK GÖRÜNMESİ

1845'te İrlanda Denizi üzerinden "tuhaf bir sis" ve patates sapları kurum gibi simsiyah oldu. Ertesi gün patatesler tamamıyla çürümüş, kilometrelerce öteden duyulan bir koku yayılmıştı. Tarlalardaki ürünün %40'ı zayi oldu(ertesi sene ise %100 zayi söz konusudur). Patates hastalığının en şiddetli olduğu alanlarda, kiracı Çiftçiler ve ailelerin parazitli patatesleri kurtarmak için tarlalara ve çılgınca suladılar. Çürümüş kısımlara temizleyerek geri kalanlarını öğüterek un yaptılar. Çocuklar ormanda kabuklu yemiş ve böğürtlen aradılar; eğrelti otu ve papatya köklerini bulmak için toprağı kazdılar, ağaç yaprakları ve kabuklarını yediler akarsularda yılan balığı ve alabalık avladılar; kilometrelerce mesafe güçlükle kat ederek deniz kıyısına gittiler; kayalardan midye deniz salyangozu ve yosun kaldılar birçok kişi zehirli bitkileri yediği için öldü, ancak "Büyük Kıtlık" onları yenebilir görünen her şeyi yemeye zorluyordu.


PHYTOPHTHORA INFESTANS 'IN TANIMLANMASI

Patates hastalığına ilişkin kritik soru şuydu: Hangisi önce geliyor, çürümeden sonra mantar mı oluşuyor yoksa mantardan sonra çürüme mi başlıyordu? 1861'de büyük Alman biyolog Anton de Bary hastalığı, Phytophthora infestans (bitki yok edici) adını verdiği bir mantarın oluşturduğunu açıkça ortaya koydu. Mantarın süreçteki rolünü doğrulamak için basit bir deney yaptı: Saksıda sağlıklı patates bitkisi yetiştirdi, bitkileri iki gruba ayırdı ve bir grubun nemlendirdiği yapraklarına hasta patateslerden alman sporları sürdü; diğer gruptaki (kontrol grubu) bitkilere hiç-bir şey yapmayıp sporları!' bu bitkilere bulaşmasını önledi. Her iki grup da miyasmanın etkisini göstereceği serin ve nemli bir ortama konuldu. Birkaç gün içinde mantar sürülen bitkilerin yaprakları üzerinde hastalığın göstergesi olan çürüme lekeleri belirdi. Kontrol grubunda hiçbir hastalık belirtisi yoktu. Bitkilerin miyasma nedeniyle ya da çok fazla su çektikleri için çürümedikleri ortadaydı. De Bary mikroskobik sporların rüzgârla havaya savrulduğunu ve yağmur damlalarıyla yaprakların üzerine düşerek hastalık yaptığını öne sürdü. Bu şekilde enfeksiyon bitkiden bitkiye, tarladan tarlaya ve ülkeden ülkeye bulaşıyordu. De Bary'nin bu çalışması, hastalıkların yeni bir şekilde ele alınmasına yol açtı: Parazitler hastalığa neden olabilirdi. Günümüzde, De Bary ve Berkeley öncü çalışmalarıyla çok az hatırlansalar da, yaptıkları deneyler Louis Pasteur'ün çeyrek yüzyıl sonra ortaya atacağı mikrop teorisinin temelini oluşturmuştur. Yaprakların üzerinde beliren kahverengi-siyah noktalar felaketin yaklaştığının habercisidir. Nemli ortamda, noktalar hızla büyür ve bitkiden keskin bir koku yayını-. Noktalar üzerinde zor görülen, beyaz, tüylü bir oluşum belini.; ilk kez Berkeley'in gözlemlediği bu oluşumlar mikroskop altında tüp benzeri, uzun iplikçikler şeklinde görülür. Hif adı verilen iplikçikler, bölünüp yılan gibi kıvrılarak büyük bir ağ oluşturur. Bitki dokusunu delip bir "pipet" işlevi görerek mantarın, dallar ve yapraklar tamamen kuruyana kadar patatesin besleyici özsuyunu "içmesine" neden olurlar. Tüm bunlar 3-5 gün içinde gerçekleşir. İplikçiklerin ucunda bir kese oluşur ve bu kesenin içinde mikroskobik boyutta sporla'. ürer. Enfekte bir yaprağın üzerinde milyonlarca spor oluşabilir; sporlar o kadar küçüktür ki 500 tanesi bir araya gelse büyüklüğü, bu cümlenin sonundaki nokta kadar bile olmaz. Sporlar çimlenerek ya tüp benzeri iplikçikleri ya da iplikçik oluşturabilen yüzen sporları meydana getirin Tüpler mikroskobik açıklıklardan (stomata) yaprağın içine girer veya hiflerin ürettiği eritici enzimlerle yaprak dokusu aşınır. Spor oluşumu ve çimlenme işlemi serin ve nemli koşulları sever. Peki ama yaprak üzerindeki hastalık patatesi nasıl çürütür? De Bary sağlam patatesleri toprağa gömdü; toprak yüzeyine hastalıklı yapraklardaki sporları saçtıktan sonra yağmur yağıyormuş gibi patatesleri hafifçe suladı. Sporlar suyla toprağın derinlerine sızdı; topraktaki patatesler çıkarıldığında onlar da hastalıklıydı. Hasat zamanında milyonlarca sporun yapraklardan suyla ,süzülerek patates yumrularını da enfekte ettiği açıktır. Patatesin kabuğunda, çürüğe kahverengi-mor lekeler oluşur ve mikroskobik iç kısımlara doğru nüfuz ettikçe patates çürümeye başlar Phytophthora neden olduğu kuru çürümeden topraktaki başka mikroplara bağlı olarak ıslak çürüme gelişir Mantarın kışın soğuğuna nasıl dayandığı mildiyö hastalığıyla bilinmezlerden bir diğeriydi. Mantar kışı toprakta mı yoksa yumruda mı geçiriyordu? Hiflerin, donma sıcaklığının altında incelenmesi sonucunda düşük sıcaklıklara dayanamayacağı anlaşılmıştır. Yumru içinde korunan mantar ise çok düşük sıcaklıklarda hayatta kalabilir. Kış boyunca yalnızca bu yumrular toprakta kaldığından, bir sonraki yıl mahsulünün enfeksiyon kaynağı da onlardır. Tek bir hasar dönemi içinde pek çok kez ortaya çıkması, bunun hızla çoğalıp kolayca yayılarak yıkıcı bir salgına neden olabilecek bir hastalık olduğunu düşündürür. Sonuçta, tüm ürün hızla kaybedilir. 10 dönümdeki tek bir enfekte yumru, havanın serin, çok yağmurlu ve nemli olduğu uygun koşullarda mildiyö salgınına neden olabilir. Peki, "bitki yok edici" nereden geldi? Büyük olasılıkla P. infestans Peru'dan Belçika'ya getirilen yumrularla Avrupa'ya ulaştı. Hastalık ilk olarak 1845'te Belçika'da görüldü ve kısa zamanda tüm Avrupa'ya yayıldı. Mantarın varlığı felaket için yeterliydi. Günümüzde, bordo bulamacı (bakır sülfat ve kireç taşı içerir ve 1890'lı yıllarda geliştirilmiştir) gibi yüzeysel fungusitlerin, hastalık başlamadan önce yapraklara uygulanmasıyla veya 1970'li yıllarda geliştirilen sistemik fungusit Ridomil'in toprağa verilmesiyle hastalıkla mücadele edilmeye çalışılsa da, hiçbiri hastalığın kökünü kazıyamaz. Yalnızca daha az patatesin çürümesi sağlanarak makul miktarda yumru hasat edilebilir. Ne yazık ki 1845- 1849 yılları arasında bu uygulamalar mevcut değildi.


SONUÇLAR Büyük Kıtlık veya İrlanda Patates Kıtlığı'nın (1845-1849) derin sosyal ve politik etkileri oldu. Amerika Birleşik Devletleri'ne kitlesel göç o kadar büyüktü ki bugün her on Amerikalıdan birinin ataları İrlanda kökenlidir. 1914'e gelindiğinde Birleşik Devletler'de 5 milyondan fazla İrlanda kökenli yaşıyordu. Bu göçmenler artık bataklıklardaki "tembel yatakları"nda çalışan, ziraat yapan köylüler değil, demiryollarında, madencilikte, inşaat projelerinde, hukuk alanında ve politikada önemli konumlarda bulunan şehirlilerdi.

1840'tan önce Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Beyaz nüfusu, çoğu İngiltere, Hollanda, Almanya ve iskandinavya'dan gelen Protestanlar; Fransa, İspanya, İsviçre ve bunu Almanya'dan gelen daha az sayıdaki Katolikler ve çok az a nede sayıda Irlandalı Katolik oluşturuyordu. 1810-1840 arasında Amerika Birleşik Devletleri'ne göç eden Irlandalı Katoliklerin sayısı 100.000'den azdı. Sonraki yirmi beş yıl içinde patates mantar hastalığına bağlı açlık nedeniyle göçler çığ gibi artmış ve her yıl 100.000'den fazla Irlandalı Katolik, Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmiştir. Bu insanlar şehirlere, başta Boston ve New York olmak üzere karaya ilk ayak bastıkları liman şehirlerine yerleştiler. Bu şehirlerde da göç sayıları nüfusun yüzde 30'una kadar ulaşabiliyordu. Fakir, vasıfsız, akrabaları ve evleri olmayan bu işçiler, Irlandalı Katolik gettolarına doluştu. Pazar günleri rahip, onların dostları ve yol göstereni olurken, diğer günler ise danışmanları ve bakıcıları, bölgenin siyasi figürüydü. Irlanda gettoları, kitlesel oy potansiyelleriyle bulundukları şehirler-de i de büyük bir politik güce sahipti. Fakirin de fakiri olan ve Amerika Bileşik Devletleri'nde çoğu kişinin hor gördüğü bu göçmenler sosyal eylemcilikleri ve sendikalaşma pratikleriyle siyasi partilerin, özellikle Demokrat Parti'nin programını değiştirmişlerdir ve bugün de bu etkileri devam etmektedir.

KAYNAK: Irwın W. Sherman-Twelve Diseases That Changed Our World (Chapter 2.)



138 views0 comments

Recent Posts

See All