Agroterörizm: Geleceğin Savaşları Ateşli Silahlardan İbaret Olmayacak!

Updated: Jan 27



Biyolojik savaş, biyoterör, önemini yeni anlamaya başlasakta, kökeni neredeyse insanlık tarihi kadar eskilere dayanır. İlkel insanlar hayvan ve bitki zehirlerini avlanmak için kullanmışlar, yine bu tekniği insan öldürmek için de kullanmaktan çekinmemişlerdir. Asurlular düşmanlarının su kaynaklarını çürümüş çavdar kullanarak zehirlemişler, Atinalılar ishal yapıcı bir bitkiyi düşmanlarına karşı kullanmışlarıdır. Bilinen en büyük biyolojik savaş saldırısı, 1346 yılında Kaffa kuşatmasında veba etkeni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Karadeniz’i kontrol etmek amacıyla kullandıkları Kaffa limanını kuşatan Tatarlar’ın, vebadan ölmüş ve parçalanmış insan cesetlerini mancınıkla surların üzerinden şehre atarak salgın oluşturmaya çalıştıkları bilinmektedir.

ABD, Kolombiya'da üretilen uyuşturucu ham maddesi bitkileri herbisitle imha etmek istemiş, halk ise bunun bir biyoterör saldırısı olduğunu iddia etmiştir.

Genel olarak biyolojik silahlar yüksek düzeyde harabiyet vericidir. Uygun ortamlarda kendilerini çoğaltır, kalıcı hale getirebilirler. Tüm koruyucu önlemleri etkisiz kılacak şekilde kendilerini mutasyona uğratabilirler.


Biyolojik silah niteliği taşıyan organizmalar tehlike derecelerine göre A, B, C olmak üzere üç kategoriye ayrılırlar;

  • A Kategorisinde yer alan ajanlar halk sağlığı ve ulusal güvenlik için en yüksek riski taşıyan şarbon gibi organizmalar ya da toksinlerdir. Çünkü bu etmenler; Kolayca yayılabilir veya insandan insana kolayca bulaşabilirler. Öldürme oranları yüksektir ve halk sağlığı için büyük bir etki yaratma potansiyeline sahiptirler. Halk arasında paniğe ve sosyal çöküntüye sebep olabilirler. Halk sağlığı güvenliği için özel eylem planlarını gerektirirler

  • B Kategorisinde yer alan Bruselloz, Ug99 Kara Pası vb. ajanlar ikinci en yüksek riski teşkil eden ajanlardır. Çünkü; yayılmaları kısmen kolaydır. Hastalık yapma oranları orta derecelidir ve ölüm oranları daha düşüktür. Sağlık sistemlerinin bu kategorideki ajanların oluşturduğu hastalıklar için tanı yöntemlerine ve izleme sistemlerine ihtiyaç bulunmaktadır

  • C Kategorisinde bulunan ajanlar ise kolay üretilebilme ve yayılma özelliklerine sahiptirler. Bu özellikleri dolayısıyla gelecekte biyolojik silaha dönüşme olasılığı yüksek olan etmenlerdir. Bu kategoride yer alan özellikle Kırım Kongo kanamalı ateşi virüsü, Hantavirus veya Şarka virüsü gibi mikroorganizmalar tanı amaçlı ülkemiz laboratuvarlarında da çalışılmaktadır.

“Hayatım boyunca, teröristlerin gıda kaynağımıza neden saldırmadıklarını anlayamadım, çünkü bunu yapmak çok kolay” - Eski ABD Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanı Tommy Thompson

Agroterörizm, biyoterör şemsiyesi altında konumlanır. Tarımsal ürünlerin bir savaş hedefi olabileceği sürpriz olarak görülmemeli. Çünkü her türlü silah kullanılarak yapılan bir savaşta bile kaçınılmaz olarak askerleri besleyecek gıda maddelerine ihtiyaç vardır. Agroterörizm, gıda güvenliğini tehlikeye atmak amacıyla hayvan ya da bitki hastalık ve zararlılarının ortaya çıkması olarak tanımlanır. Bir ülkenin tarımsal üretimine veya gıda arzına zarar vermeyi amaçlayan terör eylemleridir. Agroterör sadece can kayıplarını amaçlamaz. Korku yaratır, ekonomik kayıplara neden olur, toplumu huzursuz eder ve sosyal istikrarı tehlikeye atar. Hayvan hastalıkları, insan sağlığını da etkileme potansiyeline sahiptir. Buna en güncel örnek insana yarasadan geçtiği düşünülen coronavirüs verilebilir. Bitki hastalık ve zararlıları, daha çok ekonomik sıkıntılar yaratırken, dolaylı yoldan insan ve hayvan sağlığını tehlikeye atar. İnsanların yaşamlarının bir veya birkaç tarımsal ürüne bağlı olduğu ülkelerde, (buna Asya için pirinç, Pakistan için pamuk öreği verilebilir) durum çok daha kritik olmaktadır.


1845-46 yıllarında İrlanda da yaşanan olayda Patates mildiyösü olarak bilinen Phytophytora infenstans adlı bir fungus, patates alanlarına bulaşmış ve kısa sürede tüm ülkeye yayılmıştır. Bengal kıtlığı olarak bilinen olay ise 1942-43 yıllarında Hindistan’da yaşanmıştır. Çeltikte kahverengi leke hastalığı nedeniyle oluşan ürün kaybı sonucu kıtlık oluşmuş ve 2 milyon insan açlıktan ölmüştür. Bunlar bir agroterör olayı değil, ama olabilirdi.


Akdeniz meyve sineği, birçok meyvede zarar yapabilen, ülkelere çok büyük ekonomik zarar verebilen, bizim de Rusya’nın bunu bahane ederek ihraç ettiğimiz meyveleri geri göndermesiyle yakından tanıdığımız bir tarım zararlısı. Yazımıza konu oluş hikayesi 1989 yılında yaşanıyor. O dönem Kaliforniya’da, Akdeniz meyve sineğinin artışı görevlilerin gözünden kaçmasa da, açıkçası bunu kimsenin ciddiye alıp önemsediği söylenemez. Ta ki Los Angeles belediye başkanına gelen gizemli mektuba kadar. Mektupta kendilerini ‘The Breeders’ olarak tanıtan kişi ya da kişiler sinekleri tarım alanlarına kendilerinin yaydıklarını ve bunu o yıllarda sıkça kullanılan ‘malathion’ adlı tarım ilacına misilleme olarak yaptıklarını yazarlar. Aradan geçen süre içerisinde sinek popülasyonu ilaçla yok edilemeyecek kadar artar. Yetkililer üç ay sonunda sinekle mücadele için farklı yöntemlere yönelir. Bu saldırının devlete maliyetinin 170 milyon dolardan fazla olduğu düşünülmektedir. FBI suçlulara ulaşabilmek için ‘lütfen bizi arayın’ diyerek ilan bile verir ama ‘the breeders’ her kimse izine asla varılamaz. Bu olay yeni kanunların konulmasına bile sebebiyet vermiştir.


1984 yılında Dallas’ta terörist bir grubun, 10 restoranda Salmonella bakterisi ile gıdaları kontamine etmesi sonucu 750 kişi enfekte olmuş, ölüm yaşanmasa da bazıları hastaneye kaldırılacak kadar kötü duruma gelmiştir


2001 yılında ABD’de de, Şarbonlu mektuplar 5 kişinin ölümüne, 17 kişinin hastalanmasına yol açtı. 11 Eylül’de Newyork ve Washington’a yapılan terörist saldırılarla başlayan terör eylemleri şarbonlu mektuplarla yeni bir boyut kazandı. Şarbonlu mektup eylemi, teröristlerin Amerika’da biyolojik silahlarla eyleme girişme ihtimalinin sanıldığı kadar zayıf olmadığını kanıtladı. Biyolojik silah yapımında en çok kullanılan bakterilerden biri olan Şarbon, solunum yolundan alındığında hızla ölüme yol açar. Vücudun kendi savunma sistemi şarbon karşısında fazla etkili olamaz.


"Şüpheli bir mektup alırsanız açmayın. Sallamadan bir yere koyun, polisi ve sağlık yetkililerini hemen durumdan haberdar edin." - Dönemin Adalet bakanı John Ashcroft

Kaderin cilvesi, şarbonlu mektup krizi sonrası ABD adalet bakanının sözlerine benzer bir uyarı da geçen yıl tarım bakanlığından geldi. Açıklamada halktan paketlerin açılmaması, tohumların ekilmemesi ve tarım müdürlüklerine teslim edilmesi isteniyordu. Sebebi Çin’den rastgele postalanan üzerinde yüzük kolye vb. içerdiği yazan paketlerin içinden şüpheli tohumların çıkmasıydı. Daha sonra aslında bu tohumların birçok ülkeye postalandığı ve posta damgalarının sahte olduğu anlaşıldı. Birkaç ay sonra tohumların zararlı olmadığı anlaşıldı ama bunu kimin ya da kimlerin, neden yaptığı bulunamadı.


Yine 2001 yılında Birleşik Krallık’ta meydana gelen Şap salgınının maliyetinin 21 milyar dolar, 2006’da hayvan yemlerinin kontamine olmasının Hollanda’ya olan maliyetinin 1 milyar dolar olduğu göz önüne alındığında, her ne kadar bu olayların hepsi bir agroterör saldırısı olmasa da, konunun ekonomik önemini daha da iyi kavratacaktır. Agroterör saldırıları uluslar arası ticareti ve ilişkileri bozacak düzeyde de olabilir. 1980’lerde Japonya, Danimarka’nın en büyük domuz eti pazarıyken, 1982’de ortaya çıkan şap salgını bu durumu bir daha düzelmemek üzere bozmuştur. Çıkan salgınla beraber Japonya, Danimarka’dan et almayı bırakır ve Tayvan’la ticarete başlar. Danimarka’da şap salgınının bittiği ve bölgenin şaptan ari olduğu kanıtlansa bile, artık Japonya’nın en büyük domuz eti sağlayıcısı Danimarka değildir.


"Ülkenin sığır eti arzını, ekonomik, politik ve sosyal sonuçlarıyla birlikte önemli ölçüde azaltmak, kontamine bir çubukla meraya birkaç ziyaret kadar basit olabilir." - FBI Güvenlik Şefi Dean Olson

Bitkisel ürünlerimiz geniş alanlarda yetiştirildiklerinden saldırılara açıktır, askeri olarak korunamazlar ve denetlenmeleri de oldukça güçtür. Bir saldırganın bir mikroorganizmayı ya da hayvansal bir zararlıyı sahaya salabilmesi kolay olduğundan bitkiler saldırı için kolay bir hedef olarak görülebilir. Bitkilerin az gözetilebilmesinin diğer bir sebebi de patojenin girişi ile sonuçta hastalık belirtilerinin ortaya çıkması arasında uzun bir sürenin gerekmesidir. Pek çok bitki patojeni hastalık tanımlanmadan önce bitkide aylarca hatta yıllarca bulunabilir. Gümrükte ürünün yalnızca çok küçük bir kısmını inceleyebilmektedir. Zaten bir teröristin ülkeye kaçak değil de resmi yolla gireceğini düşünmek pek mantıklı değil. Pek çok bitki patojeni sporlarının kaynağından uzak mesafelere kadar taşınabilmesi yüzünden bir teröristin başka bir ülke sınırlarından içeri girmesine gerek bile yoktur, sınırın diğer tarafından komşu ülkeye doğru inokulumu salmak da etkili olabilecektir. Diğer ülkeye hastalık etmeni ile bulaşık tohum sokmak da başka bir yol olabilmekte. Bu yüzden ülkelerin tohum ve anaç üretimlerini kendileri yapmaları önemlidir.

Nüfusunun yaklaşık %30’nun tarımla uğraştığı, 24 milyon hektar alanda 150’den fazla bitkinin yetiştirildiği, 55 milyar $ büyüklüğünde bir tarım sektörüne sahip olan ülkemizde bitki ve hayvan sağlığını tehdit eden yüzlerce hastalık ve zararlı bulunmakta. Ülkemize her yıl çok sayıda tohum, fidan, tarımsal ürün ve işlenmiş gıda maddesi ithali yapılmaktadır. Türkiye coğrafik yapısı, siyasal duruşu ve ekonomik gelişmesi nedeniyle bugüne kadar birçok terör saldırısına maruz kalmıştır. Türkiye için çok önemli olan tarımsal üretim, gelişen ulaşım imkânları, biyoteknolojik çalışmalar ve uluslararası terör faaliyetleri sebebiyle biyoterörizme konu olabilecek durumda. 2001 yılında Çukurova ve Trakya bölgelerinde, mısır üretimi yapılan arazilerde görülen bodurluk hastalığı, 900 bin dekar alanda epidemi yaparak, 2002 yılından beri patates üretim alanlarını tehdit eden patates kanseri, 1994 yılından beri Turunçgil üretiminde giderek önem kazanan Galeri güvesi, Temmuz 2012 ile Eylül 2013 tarihleri arasında İsrail, Lübnan, Batı Şeria ve Ürdün’de görülen salgınlardan sonra Türkiye’de 4 farklı bölgede ortaya çıkarak hastalığa yakalanan hayvanların %45’inde ölüme neden olan LSD virüsü ve benzeri birçok hastalık ve zararlının hızlı çıkışı ve yayılışı ilk elden biyolojik terör saldırısı olarak değerlendirilemese de böyle bir ihtimalin ne tür sonuçlar doğurabileceğini anlamak açısından kayda değer örneklerdir.

 

Emre Ayhan


Kaynaklar ve İleri Okuma:


218 views0 comments

Recent Posts

See All